Anasayfa Kültür / Sanat Devrimin, aşkın ve acının kadını FRİDA KAHLO

Devrimin, aşkın ve acının kadını FRİDA KAHLO

Pazartesi, 25 Temmuz 2016 10:19
Yazdır PDF

frida“Gün ışığını görünceye dek isyanın coşkusuyla dolup, böyle bir ateşin ortasında doğdum ben ve o gün tüm yaşamım boyunca sarıp sarmaladı beni. Çocukken bir kıvılcım gibi çıtırdardım. Büyüyünce tepeden tırnağa alev kesildim. Ben, bir devrimin kızıyım. Buna hiç şüphe yok, bir de atalarımın taptığı ihtiyar ateş tanrısının!”

Frida Kahlo, 6 Temmuz 1907 tarihinde Meksika’da Yahudi fotoğrafçı Wilhelm Kahlo ve Kızılderili Matilde Calderon Gonzales’in dört kızından üçüncüsü olarak dünyaya geldi. Ama kendisi doğum tarihini, Meksika Devrimi’nin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etti. Doğumundan sonra annesi hastalandığı için kızılderili bir süt anne tarafından büyütüldü. Bunun etkisini daha sonra resimlerine de yansıttı. Annesini nazik ama gereğinden fazla hesaplı ve dindar bulan Frida, babası ile her zaman yakın ilişki içinde oldu. Talihsizlikler onu 6 yaşında yakaladı. Geçirdiği çocuk felci sonucunda bir bacağı diğerinden daha zayıf kaldı. Bu onun okul sıralarında “Tahta Bacak Frida” olarak anılmasına sebep oldu. Bu yüzden tüm hayatı boyunca hep uzun etekler giydi.

18 yaşındayken, bindiği otobüs tramvay ile çarpıştı. Çok sayıda yolcunun ölümü ile sonuçlanan bu kazada, Frida ağır yaralandı. Yolcuların tutunduğu kalın bir çubuk Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Omurgasının bel bölgesi üç noktasından, leğen kemiği, köprücük kemiği, kaburgası ve  sağ bacağı 11 yerinden  kırılmıştı. Yaşadığı kazadan sonra hayatı bir süre hastanelerde geçti. Bu süre zarfında 32 kez ameliyat geçirdi.

Bir anlamda Frida’yı ressam olmaya yönelten de bu kaza oldu. Babasının yattığı yerden odasındaki eşyaları görmesi için kurduğu mekanizmalar ve başının üzerine yerleştirdiği aynalar sayesinde, ağrıları ile başa çıkabilmek için bir şeylerle oyalanmaya çalışan Frida, yattığı yerden kendi resimlerini yaparak başladı resim çalışmalarına.

“Komünizm hastaları iyileştirir!”

1927 yılı sonunda yürümeye başlayan Frida, sanat ve politika çevreleriyle yakınlaşmaya başladı. Dönemin sanatçılarının davetlerine ve sosyalistlerin tartışmalarına katıldı. 1929’da Meksika Komünist Partisi’ne üye olan Frida, komünizme olan bağlılığını resimlerine de çekinmeden yansıtmıştır. Resimlerinde yeni bir boyuta ulaşan Frida, eskiyle yeniyi, geçmişle geleceği aynı tabloda birlikte yansıtmaktadır. Orak ve çekiç figürlerine yer verdiği tablolarında politik kimliğini ortaya koymaktan çekinmemiştir.

Frida Kahlo arkadaşı Tina Modotti aracılığıyla “Meksikalı Michalangelo” olarak anılan ünlü ressam Diego Rivera ile tanıştı ve ona resimlerini gösterdi. Aralarında romantik bir ilişki doğan iki ressam, 21 Ağustos 1929’da evlendi.  Birbirlerini “ülkenin en iyi ressamı” olarak niteleyerek destek oldular birbirlerine. Sağlık sorunları nedeniyle bir çocuğunu aldıran ve art arda iki düşük yapan Frida, kendisini aldatan Diego’dan 1939’da ayrılır. Diego’dan ayrıldıktan sonra saçlarını kısacık kesen Frida erkek kıyafetleri ile dolaşmaya başlar. Yaşanan acılar Frida üzerinde büyük yıkımlara neden olmuş ve yaşadığı bu durumu şöyle açıklamıştı; “Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı.” Ancak ayrılık aşklarını bitiremez, bir yıl sonra yeniden evlenirler. Onlarınki sadece aşk değil; yoldaşlık, dostluk, meslektaşlıktır da aynı zamanda.

Sık sık sağlığı bozulan Frida Kahlo, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için kendisini bütün gücüyle resim yapmaya adamış ve dünyanın bir çok yerinde sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açılan sergisi, ona büyük bir ün getirdi. Resimleri sürrealist olarak değerlendirse de, kendisi aslında acılarının gerçekliğini resmettiğini belirtmektedir. Ayağı kangren olduğu için kesilen Frida, 1953 yılında  Mexico City’de, ilk kişisel sergisini açtı. Doktorunun koyduğu  yasağa rağmen, Frida yatağından çıkmaksızın bir kamyonla kendini galeriye taşıttı. Yaşamı geçirdiği ağır hastalıklar ve Diego’yla inişli-çıkışlı ilişkisi nedeniyle, hep hayata tutunma mücadelesi şeklinde geçen Frida, 13 Temmuz 1954’te, akciğer embolisi teşhisiyle son nefesini vermeden önce günlüğüne şöyle yazmıştı:

“Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.”