Anasayfa Makale Hapishanelerde OHAL yoğunlaşırken:Tutsağın, egemen olanı teslim alması

Hapishanelerde OHAL yoğunlaşırken:Tutsağın, egemen olanı teslim alması

Cumartesi, 03 Aralık 2016 13:27
Yazdır PDF

hapishanelerde ohalBarış ve müzakere sürecinin sonlandırılmasıyla, devletin hak gasplarını artırdığı,  zulüm, şiddet ve katliam politikalarının 15 Temmuz darbe girişimi dayanağı ile ivmelendirildiği bir süreçten geçiyoruz. Ülke, tüm muhalif kesimler için yarı açık hapishanelere dönüştürülürken, hapishaneler ise birbiri ardına gelen saldırılarla dış dünyadan daha fazla koparılmaya çalışılmaktadır. Uygulanagelen çöktürme stratejisi yaşamın her alanında devreye sokularken hapishaneler elbette bu sürecin dışında tutulmadı. Konu halka, devrimcilere yönelik saldırı olunca kılıf bulma maharetinde oldukça kabiliyetli olan devlet yetkililerinin hapishanelere yönelik keşfi de gecikmedi. Tutsakları teslim alma saldırılarının propagandası bilindik söylemle yine FETÖ oldu.

1980 AFC uygulamaları ve 19 Aralık 2000 öncesi hapishanelere yönelik saldırıların benzerleri, 15 Temmuz’un ardından bir bir hayata geçirildi. AKP İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın sosyal medyadan yaptığı “millet cezaevlerini basacak ve tüm FETÖ’cüleri ve PKK’lıları asacak” paylaşımıyla bir yandan gerilim sürekli olarak diri tutulmaya çalışılmakta bir yandan da toplum, hapishanelere yönelik saldırılara hazırlanmaktadır. 19 Aralık öncesinde  “cezaevleri terör örgütlerinin yuvası haline geldi”ği icadıyla saldırılar ateşlenirken bugün bunun yerini “FETÖ’cüleri ve PKK’lıları asacaklar”, “hapishanelerden kaçış planları var”, “hapishanelerden tweet atıyorlar!” sözleri almaktadır. Bu sözlerin ardına gizlenmeye çalışılanlar ise ’80 darbesi ve 19 Aralık uygulamalarının tıpkıbasımı şeklindedir.

Kenan Evren’in, darbenin ardından hapishanelerde yaşama geçirdiği “karıştır, barıştır” uygulaması, Adana Kürkçüler Hapishanesi’nde 36 yıl sonra yeniden uygulandı. Bu uygulamaya göre zıt görüşlerden tutsaklar aynı alanlara getirilerek hapishane içi gerilimin yükseltilmesi hedeflendi. Böylece, tutsaklara yönelik müdahalelerin, sürgün ve sevklerin önü açılmış oldu.

OHAL bahanesiyle disiplin cezalarının kıstası slogan atmaya kadar indirildi, verilen iletişim cezalarının hesabı tutulamayacak aşamaya geldi. Birçok hapishanede arkadaş ve telefon görüşü yasaklandı/engellendi. Yeni uygulamalarla birlikte hapishanelere asker sevkiyatı artırıldı, hapishane çevresinde sürekli biçimde TOMA ve itfaiye araçları beklemeye başladı.

Devamında ise çıkarılan 677 sayılı KHK ile tutsakların; tutuklu, hükümlü ayrımı dahi yapılmaksızın eğitim hakkı engellendi. Bu uygulamayla, anayasal hak olan öğrenim hakkı yok sayıldı. 

Son olarak da Silivri, Sincan ve Şakran hapishanelerine uçaksavarlar yerleştirildi. Geliştirilen bu saldırılarla bir taraftan 19 Aralık hatırlatılırken bir taraftan da kazanılan haklar, OHAL fırsatıyla gasp edilerek kalıcılaştırılmaya çalışıldı.     

 

Devletin hapishaneler çıkmazı!

Birbiri ardına dizilen bunca saldırıyla gerçekleştirilmek istenen ise çöktürme stratejisine uygun bir sonuç açığa çıkarmaktır. Yani amaç, devletin diz çöktürme, teslim alma isteğinin her alanda başarıya ulaşmasıdır. Bunun için tutsak alma ona yetmemektedir, tutsak aldığı devrimcilerin teslim olması için her dönemde olduğu gibi yeni “çözüm”lere başvurulmaktadır.

Devlet nezdinde hapishaneler, devrimci tutsakların askeri nizama geçirilmesi, amacıyla dizayn edilmektedir. Ancak, devlet çıkmazı tam da burada yaşamaktadır. Ne Turgut Özal’dan bu yana hapishanelerin büyük bir ivmeyle hınca hınç doldurulması ne F tipi hapishanelerin inşası, tecrit koşullarının ağırlaştırılması buna yetmektedir. Devrimci iradenin kırılması, düşüncelerin “ehlileştirilmesi”, başkalaştırılması için tutsaklara dönük onlarca saldırı her defasında boşa düşmüştür. Hücre tipi hapishanelerle teslim alınamayan devrimci irade, bugün yüksek güvenlikli hapishanelerin çatılarında gezdirilen askerlerle, kulelerine dikilen uçaksavarlarla yok edilmeye çalışılmaktadır. Ancak bunun başarıya ulaşması deneyimle de sabittir ki devlet için bir hayal ve sayıklamadan ibarettir.

Amaç yalnızca içerinin mi teslim alınmasıdır? Korku, hem içeriye hem dışarıya yayılmak istenmektedir. Korku yayılsın ki, muhalefet adım atamaz hale gelsin, korku salınsın ki hem içeri hem dışarı teslim alınabilsin! R. T. Erdoğan ve AKP kanadının her fırsatta “idam, idam” çağrılarına karşın ölümü bir şov malzemesi haline dönüştürmesi de esasta bundan sonra devlete başkaldıracaklara yönelik bir tehdit unsuru olarak kullanılmaktadır.

Dışarıya dönük verilen mesaj, muhalifsen hapishanelerde seni nelerin beklediğidir. Dışarıdakilere, dışarıdayken teslim alınmaları için, hapishanelerin oldukça tehlikeli bir yer olduğu düşüncesi aşılanmaya çalışılmaktadır. Hatta devletin çözüm reçetesinde yukarıda da olduğu gibi ölüm saklı tutulmaktadır.

Peki bu yıldırma girişimlerinin dışarısı için bir karşılığı bulunmakta mıdır? Demok-ratik alan siyasetinin zora düştüğü böylesi dönemlerde kitlesel muhalefetin zayıfladığı bir gerçeklikken, bu durumun devlet için sürdürülebilirliği olmadı. Her baskı ve şiddet ortamı, ardından gelen büyük bir isyan dalgası, direniş, serhıldanla parçalandı. Tarihimiz; özellikle Kürt ulusunun direniş tarihi bunun örnekleriyle doludur. Yani devlet içeride olduğu kadar dışarıda da bir çıkmazın içerisinde debelenmektedir.

Sokakları tehdit edip, hapishanelerde yeni katliam hazırlıklarına soyunanlar, bilmelidirler ki çabaları nafiledir. Binlerce devrimciyi hapishanelere atarak işi kotardığını sananlar, Diyarbakır zindan direnişlerine; 96 ve 2000 hapishaneler direnişine… bakmalıdırlar.


Son Haberler

Özgür Gelecek son sayı çıktı!

ozgur gelecek 125

Alt Menü