Anasayfa Makale “Bu kez” farklı olacak!

“Bu kez” farklı olacak!

Cumartesi, 01 Nisan 2017 11:59
Yazdır PDF

ortadogu ve kurtlerLice, Dara Hene (Genç) kırsalında 10 bin asker, polis ve korucunun katılımıyla başlayan operasyona “Üç Hilal” ismi verildi. AKP-MHP ittifakının simgesi niteliğindeki bu operasyon için İçişleri Bakanı'nın da imzasının olduğu bir genelge yayımlandı. Şehirlere giriş/çıkıların yasaklanması, operasyon güçlerine yardımda isteksiz davrananların gözaltına alınması, hanelerin yaptığı alışverişlerin aile fertlerinin sayısıyla uyumlu olması ve operasyona katılacak personelin hiç kimseye merhamet duygusuyla yaklaşmaması gibi talimatlar genelgede yer alıyor.

Bu operasyonun başladığı ilk günlerde içişleri bakanı “daha yeni başladık, yeni” diye açıklamalar yaptı. “Bu kez” kesin bitireceklermiş “terör”ü...

“Bu kez” vurgusunun 100 yıla varan öncellerinin sözlerinden farklı bir konjonktürde söylendiğine hiç kuşku yok. Büyük Ağrı Operasyonundan sonra gazetelere manşet olan “Hayali Kürdistan burada meftundur” sözleri türlü türlü biçimlerde bugüne kadar defalarca söylendi. “Terör”ün beli defalarca kez kırıldı, defalarca kez “inlerinde” yok edildiler... Ama hep ters giden bir şeyler oldu! Dört parçaya bölünen Kürt ulusu, ne sandıkları gibi mezara girdi, ne beli kırıldı... Her seferinde yeni bir silahlı direnişle kendi kaderine sahip çıkmanın onurlu mücadelesini verdi.

“Bu kez” farklı bir konjonktürde söyleniyor bu sözler dedik. Sykces Picot dünyasının değiştiği ve yeniden yeni dengelerle bir düzenin oluşturulmak istendiği bir dönemden geçiyoruz. Yani bir “kaos” durumundan geçiyoruz. Tam da Mao'nun kastettiği haliyle. Tüm güçler de farkında ki, bu kaos durumu dinginleştiğinde herkes bu süreçte kazandığıyla uzun bir dönem devam etmek zorunda kalabilir. Tıpkı Ortadoğu'yu halklar ve uluslar için cehenneme çeviren Sykces Picot'un her şeye rağmen 100 yıl boyunca gelişmelere yön vermesi gibi. İşte bu nedenle, Kürt hareketi de devlet de her zamankinden çok daha farklı bir içerikte boyut ve şiddetle bir savaş yürütüyorlar. “Bir halkın ordusu yoksa hiçbir şeyi yoktur” (Mao) sözü maddi haliyle başta Kürt bölgesi olmak üzere Ortadoğu'da yaşanıyor. Bu kaos durumunda tüm aşiretler, çeşitli gruplar silahlanıyor ve her biri kendi varlığını buradan garanti altına almaya çalışıyor. Bu eksende sayısız ittifaklar yapılıyor, güçler arası geçişkenlikler yaşanıyor. Konumuz bağlamında ele aldığımızda Türkiye'nin de etkisiyle yıllardır Kürtlere karşı pek çok ittifakın oluşturulduğunu, finanse edildiğini görüyoruz. Amaç, bu sürecin sonucunda Kürtleri etkisiz hale getirmek, kendine bağlı bir yapı oluşturabilmektir. KDP ile yapılan işbirliği sonucu yaşanan gelişmeler de bu açıdan önem taşımaktadır.

 

Savaş dört parçada devam ediyor

Rojava'da kantonların ortaya çıkışının ve savaşla varlıklarını korumalarının dengeleri değiştirdiği apaçıktır. Tıpkı KDP gibi kendilerine biat etmesi koşuluyla ve Esad'a karşı koçbaşı olarak kullanılmaları amacıyla Türkiye, PYD ile ilk başlarda çeşitli görüşmeler yaptı. Fakat bu kabul edilmeyince 2014 Ekim MGK'sında “Çökertme” operasyonu hızlıca hazırlandı. Bu, “kötü meşhur” Srilanka modelinin Türkiye ve Ortadoğu koşullarına uydurulmuş haliydi. İki yıldır hepimizin gözü önünde yaşanan şehirlerin, köylerin abluka altına alınması, havadan ve karadan bombalanması, binlerce gözaltı ve tutuklanmanın olması bu operasyonunun sonuçlarıdır.

Bu imha operasyonunun karşısında Kürt ulusal hareketi direndi. BM insan hakları yüksek komiserliğinin yakın zamanda açıkladığı rapora göre sadece Cizir'deki bodrumlarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 189 kişi yakılarak, ateş edilerek katledildi. 2015 Temmuz'u ve 2016 Aralık arasında 355 insan yerinden edildi. Emperyalistlerin bu kurumu şu an Lice'de Xarabe Bava'da yaşananları dair bir laf etmemektedir. Onlar “iş bitikten” sonra politik durum bağlı olarak gerçekleri ifade eden raporlar hazırlarlar ancak. İki yıldır bu gerçeklerle süren savaş, Kürt bölgesinin her bir parçasında farklı boyutlarıyla yaşanmaya devam ediyor.

Efrin kantonunun Kobane kantonuyla birleşmemesi için başlatılan Fırat Kalkanı operasyonu El Bab'ın alınmasından sonra şimdi işgal edilen bölgelerde binlerce olarak ifade edilen çetelerin eğitimiyle devam ediyor. Ayrıca sürekli olarak bir silah sevkiyatı yapılıyor. Türkiye en yetkili ağızdan “sıra Minbiç'te” diye açıkladı. Anlaşılan o ki, evdeki hesap çarşıya uymadı. Hem Rusya hem de ABD, Mınbiç sınırlarında bayraklarıyla boy gösterdi. Aynı günlerde önce Belek'te Genel Kurmay başkanı Hulusi Akar ABD ve Rusyalı mevkidaşlarıyla bir toplantı yaptı. İki gün sonra Erdoğan Moskova’ya gitti. Fakat ters giden “bir şeyler” vardı. Rusya, soğan, sarımsak, brokoli ve vize yasaklarını kaldırdıysa da anlaşılan o ki Türkiye’nin isteklerine tam anlamıyla cevap olamadı. PYD'nin temsilciliklerinin kapatılması talebi zaten sesli bir şekilde dile getirilmişti. Diğer isteklerin arasında Minbiç veya Rakka'ya operasyonda Türkiye’nin elinin güçlenmesinin olduğu kesin. Fakat birkaç gün sonra yapılan ve Türkiye’nin ilk başlarda başarı olarak yansıttığı Astana toplantısına kendi denetimindeki muhaliflerin gitmemesi, alışverişin pek iyi geçmediğini zaten gösteriyordu. Rusya’nın Minbiç'e saldırı konusunda yapabileceği pek bir şey de yok. Çünkü Suriye'deki önemli güçlerden İran'ın, TSK'nın Minbiç'e ve oradan çok önemli bir su kaynağı olan Tişrin barajına gitmesini istemediği biliniyor. Tişrin'in TSK tarafından alınması, Suriye’de ellerini fazlasıyla güçlendirecektir. Erdoğan Moskova’dayken olan bir dikkat çekici gelişme de İran'ın yönlendirmesiyle Suriye rejiminin BM sekreterliği ve MGK başkanlığına yazdığı şikayet dilekçesiyle Türkiye’yi on binlerce çocuğun ölmesine neden olan terörizme destek vermek, 9 Mart’ta Minbiç bölgesindeki Suriye askerlerini bombalayarak ölümlere yol açmakla suçlamasıydı. Aynı dilekçede Baas rejimi Fırat kalkanı harekatının tamamlanmasını ve TSK askerinin geri çekilmesini istedi.

Rusya'nın Türkiye’nin taleplerine cevap olabilmedeki durumu buyken ABD'nin Rakka operasyonunu HSD ile yapacağının kesinleşmesi en azından Suriye coğrafyası açısından Türkiye’nin hareketin kısıtladı. TC işgal ettiği bölgelerde çeteleri yetiştirmeye başladı. Suriye'de bunlar yaşanırken Irak Kürdistanı’nda KDP eliyle Şengal'e saldırıların hazırlığı başladı. Şengal'in etrafında hendekler kazılmaya ve “Roj Peşmergeleri” denilen Türkiye’nin eğittiği güçlerin de olduğu askeri güçler sevk edilmeye başlandı. Bu güçlerin ateşi sonucu Ezidi bir kadın gerilla hayatını kaybetti. KDP diğer Kürt partilerinin tepkisini toplamasına rağmen Rojava ve PKK düşmanlığını açıktan yapmaya devam ediyor. Roj Peşmergelerini, ayrı bir güç olarak Rojava'ya sokamadılar ama bu peşmergeleri kullanarak Şengal’i ve sınır hattını abluka alına almış durumdalar.

Suriye için eğildiği iddia edilen Roj peşmergelerini Irak'ta bu şekilde saldırgan rollerde tutulmalarına ise ne ABD ne Rusya'nın ses çıkarmaması da emperyalist güçlerin, Kürtleri bölme/parçalama stratejisine uygundur. Elbette ki burada temel sorun KDP'nin kedi iktidar ve çıkarları için tarihi bir fırsat olarak ortaya çıkmış olan ulusal birliği baltalıyor olmasıdır. KDP'ye yakın Türkiye’deki siyasi partilerin “boykot” tavrı açıklaması da açıkça AKP'nin yanında yer almaları anlamını taşımaktadır.

Şengal'e yönelik operasyonun adımları bu kadar somutlaşmışken Kandil'e yönelik operasyon hazırlıklarının olduğu da belirtilmektedir. Görünen o ki bu yıl çok şiddetli savaşlara sahne olacak. Çünkü “bu kez” uzun bir dönemi etkileyecek bir dönüm noktasından geçiliyor.

Kürtlerin bu tarihi fırsatı kaçırmamasında en büyük katkılardan biri savaşın Türkiye’nin batısına yaygınlaştırılabilmesi olurdu. 2015 Temmuz’undan sonra DAİŞ eliyle patlatılan bombalar yoğun gözaltı ve tutuklama furyası OHAL'in getirdiği yeni baskı araçları gibi nedenlerle geri çekilen kitle hareketini durduracak ve ileri atılması için destek olacak bir set oluşturmadı. Şimdi temel mesele bütün olanakların ortak düşmana karşı ortak savaş bilinciyle birleştirilerek kitle hareketini öne çekecek atılımın yapılmasıdır. Bunun üzerine yoğunlaşmak ve çözümleri pratikleştirmek atıllığı atmak yapılması gerekenlerdir.