Anasayfa Makale Zorluklar kitlelerle aşılır!

Zorluklar kitlelerle aşılır!

Cumartesi, 08 Nisan 2017 13:08
Yazdır PDF

struggle for emancipation 1961Sınıf mücadelesinin çeşitli evrelerinde, zorlu süreçlerden geçtiğimizi vurguladığımız olmuştur. Bu vurgular özellikle düşman saldırıları boyutlandığında daha fazla artar. Bizler bu sefer objektif koşullar kadar subjektif nedenlerle de bu sözü kullanabiliriz. “Zorlu süreçlerden geçiyoruz!” Fakat her zamanki gibi mesele, bu tespitin gereklerini yerine getirmekte düğümleniyor. Bunu böyle görüp üzerimize düşenleri saptamayıp hareket geçmediğimizde tespitin bir anlamı kalmayacaktır.

Çok uzun zamandır TDH’nin bütününde görülen tıkanmaları bizlerin de yaşadığını vurgulamaktaydık. Aslında TDH açısından yaşanan ideolojik-politik açmaz, bizde örgütsel krize de ulaşmış durumdadır. Yani sorunu tek yönlü değil çok yönlü ele almamız ve sınıf mücadelesinin gerisinde tutan bu durumu bir an önce aşmamız gereklidir. Burada sormamız gereken sorular vardır. Bu süreç örgütlü kitlemizde, okur ve çevremizde nasıl yankı buluyor? Bu süreci daha güçlenerek aşmak içi neler yapmamız gerek? Teori ve pratiğimiz bu süreci eski yüklerimizi atarak geçirmemiz için yeterli mi? Özcesi zorluklarımızın farkında mıyız? Bunların çözümlüyor muyuz?

Herkes işini yapsın!”

Türkiye’de devrimci politika yürütmenin temel kıstasları vardır. Bu kıstaslar devletin yapısı ve toplumsal dinamikler tarafından önemli ölçüde belirlenir. Mesela devletin faşist bir yapı olması kesinlikle güvenliği önceleyen, gizliliği temel alan bir profesyonel devrimciler örgütünü zorunlu kılar.

Devletin hegemonyasından önemli ölçüde kopmuş toplumsal kesimlerin olduğu yerlerdeki devrimci çalışma ile güçlü olduğu yerlerdeki çalışma arasında belirgin farklar olur. Ülkemiz açısından bakıldığında Kürt, Alevi mahalleleri genelde daha güçlü kopuşmanın olduğu yerlerdir. Türkiye’nin en kayda değer özelliği de kuruluşundan itibaren milliyet ve inançlara göre egemenler tarafından kutuplaştırma siyaseti izlendiğinden sınıfsal çelişkilerin daha geri planda kalmasıdır. Yani çeşitli toplumsal kümelenmeler, kendilerini sınıfsal zeminde ifadelendirmekten ziyade inançsal veya ulusal kökene göre ifadelendirmektedir. Bu gerçekliğin görülerek ve devrimci politikanın aynı zamanda ezilen her türlü inanç ve ulusun sorunlarını bu özgülde sahiplenmek olduğu bilinerek hareket edilmelidir. Fakat esasta halklar arasında oluşturulan bu ayrımların üstesinden gelerek tüm çelişkileri ortak düşmana karşı birleştirme zorunluluğunu görmek gereklidir. Burada temel hedefin Lenin’in deyimiyle “nefret edilen rejim”e karşı, çelişkisi belirgin olan bu kesimlerin ortaklaşa hareket edebilmesini sağlamak önemlidir. Devrimci faaliyetin bizim ülkemizde çok çeşitli araçlarla yürütülmesi gereklidir. Tüm araçları tüm yöntemlerle birleştirmeyen, bunlardan herhangi birini önsel bir ilke olarak reddeden bir yapının başarı şansı yoktur. Fakat mesele bunu sadece ilke olarak kabul etmek değildir. Hakkını vererek yaşama geçirmektir. Bazı dönemlerde bazı araç ve yöntemler daha öne çıkabilirse de hepsini kullanabilmekte ustalaşmak, ilk örgütlendikleri süreçten itibaren tüm yoldaşlarımızı böyle şekillendirmek ve hazırlamak zorunlu bir koşul olarak ortaya çıkmaktadır.

Elbette ki “dört bir yana yumruk sallama” gafletine düşmeyeceğiz. Bunu özellikle faaliyet alanları açısından belirtiyoruz. Planlı ve programlı hareket etmek ve tüm kitle çalışmasını “örgütlenme” amacıyla yapmak gerekmektedir. Bu konuda yıllardır yaşanan sorun, belli semtlere sıkışılmış olunmasıdır. Aynı sokaklarda, aynı evlerde gazete dağıtımı yapılır, eğitim çalışması aynı başlıklar ve kitaplar üzerinden alınır… Bu çalışma tarzının bizi götüreceği bir yer yoktur. En başta bizlerin bu tarz geniş kitleleri ilgilendiren gazete dağıtımı gibi çalışmalarda sorunlara daha duyarlı olanları, politik olanları örgütlemeye yönelmeliyiz. Yani geniş çalışmalarda bu “dar” hedefe yönelmeliyiz. Ne kadar çok gazete dağıtımı yapıldığı önemlidir ama eğer bunun içinde örgütlenme faaliyeti yürütebiliyorsak önemlidir. Bunun kadar önemli bir ilkemiz de ilişkilerimizin, yeni örgütlülüklerimizin deşifre edilmemesidir. Çalışmaların iki yönlü ele alınması ve genişlik içinde ortaya çıkarılması ve daha da zor olan dar bir yapılanma oluşturmanın her zaman bütün faaliyet alanlarında temel alınması gerekmektedir. Bu olmadığında çok ciddi güvenlik sorunları yaşanmakla kalmayacak hareket alanı darlaşmış olacaktır. Bahsettiğimiz farklı mücadele yöntem ve araçları birleştirilemeyecektir. O zaman temel yönelimimiz farklı semtlere, mahallelere, iş yerlerine, fabrikalar gitmek olmalıdır. Ama buralara gidildiğinde öne çıkanları gözlemlemek ve ilişki geliştirmek, bunu gerektiğinde her türlü mücadele ağını geliştirecek tarzda ele almak önemlidir. Gidilecek yerlerin özellikle emekçi semtlerden seçilmesi ve ilk başta kitle tabanını hızla geliştirebileceğimiz yerler olması kadro ve militan açığının hızlıca kapatılması için önem taşımaktadır.

İçinden geçtiğimiz süreç açısından önem taşıyan bir konu da geleneksel tabanımızla, taraftar kitlemizle yapılması gereken çalışmalardır. Buralar hiçbir şekilde ihmale gelmemelidir. “Kitlelerden kitlelere” çizgisinin hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceği zamanlardan geçiyoruz. Taraftarlarımızın çok önemli bir kitlesinin kolektifin yıllardır yaşadığı tıkanıklıklara dair pek çok gözleminin olduğunu ve çözümler sunacağını bilmeliyiz. Bu süreci bu kitleyle, örgütlü kitlemizle aşabilme becerisini gösterebilirsek çok daha güçlü ve örgütlü olarak yolumuza devam edebiliriz. Çünkü yenilenmenin en önemli yollarından biri kitleleri dinleyebilmek, onlardan öğrenebilmektir. Bu kapsamda birincisi; önceki yıllarda olduğu gibi okur-kitle toplantıları düzenlenebilir. İkincisi; birebir veya küçük gruplar şeklinde tartışmalar yürütülebilir. Hangi yolun seçileceği alınacak verime ve koşullara bağlıdır. Fakat bu tarz çalışmaların bütün alanlarda yapılıp, sonucun kolektif olarak paylaşılması önemlidir.

Toparlarsak; çalışmalarımızın çok yönlü yürümesi gerektiği açıktır. Bunun zor olduğunu-olacağını önceki deneyimlerimizden de biliyoruz. “Fakat zorluk, olanaksızlık demek değildir” (Lenin). Teorik gelişkinliğe, politik uyanıklığa, örgütsel disipline sürekli dikkat çekmemiz bu nedenledir. “İşimize bakmalıyız!” Bizim işimiz, şu ana kadarki bütün yüklerimizden kurtulmak ve ideolojik-politik ve örgütsel olarak sınıf mücadelesinin seyrini yakalayan, politik öngörüsü yüksek, örgütsel disiplini güçlü ve mekanizmaları işleyen bir yapı haline gelmektir. Çeşitli saiklerle bize saldıran, çalışmalara engel koymak isteyen gruplara da çağrımız, devrimci hiçbir kesimin diğerlerinin çalışmasını engellememesi gerektiğidir. Devrimciler kendilerini ideolojik-politik farklılıklarıyla, çalışmalarıyla ortaya koyarlar. Beklentimiz her daim budur! Herkes kendi işine baksın! Bunun dışındaki her şey objektif olarak düşmana hizmet eder. Buna izin vermeyelim..

Zorluklarımızın ve ana sorumluluklarımızın farkında olarak çalışmalarımıza yoğunlaşalım…