Anasayfa Makale Her şeyin başı dürüstlüktür!

Her şeyin başı dürüstlüktür!

Pazartesi, 10 Nisan 2017 12:51
Yazdır PDF

k 22101203 erikEzen ve ezilen çelişkisinin, anın gerçekliğinde aldığı boyut, bu boyutta kendini var eden sınıf savaşımının arenası, sınıfların kapışmasında aldıkları tavır, tutum, konumlanışları kendi ideolojik duruşlarına tekabülen  hayat hakkı bulur.

Her sınıf doğal olarak kendi hegemonya savaşında kıyasıya mücadele ederek iktidarını tesis etmek arzusundadır. Lakin her sınıf kendini var eden etmenlerin üzerinden şekil alır ve kendini tekrar var eder.

Peki   neydi sınıf? Kısaca, tarihsel bir üretim düzleminde, üretim araçlarıyla olan ilişkileriyle, üretimden aldıkları payla ve üretim ilişkileriyle olan rollerine göre genel insan kategorilerine sınıf denir. Ustaların söylemiyle iki ana sınıf vardır. Her iki  ana sınıfından biri olan proletarya diğeri burjuvazidir. Bunun dışında üretim araçlarıyla direk ilişkisi olmayan ara sınıf ve katmanlar da vardır. Katmanlar derken kadın ve gençlik, küçük ve orta burjuvazi gibi.

Proletaryanın üretim araçlarının sahibi olmadan direk üretim sürecindeki konumlanışı ve üretmesine rağmen, üretimden aldıkları pay çok düşüktür. Hakeza üretim araçlarına sahibi olan ama üretime katılmayan, velhasıl üretimden aldıkları pay ise çok yüksek olan burjuva sınıfı gibi. Bir de üretim araçlarına fazlaca sahip olmayan, üretim sürecinde bir proletaryadan biraz daha fazla pay alan bir sınıfa genelde küçük burjuva sınıf denir. Hep büyümek daha fazla üretim araçlarına sahip olmak ve de  üretimden elde ettiği payı artırma isteğiyle yanıp tutuşan yapısıyla öne çıkan, aynı zamanda  büyük burjuvazinin onu ezeceği korkusuyla yasayan bir ara sınıf gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Ağır sanayinin hakim olmadığı ülkemizde "saf" proletarya maalesef yok. Proleteryanın, toplumsal yapıdaki hakimiyeti yoksa, burjuvazin ve türevleri hayat hakkı bulur. Ülkemizin  genel yapısını küçük burjuvazinin kapsadığı yalın gerçekliktir. Köylülüğün çözülme sürecinin yasadığı velakin tasfiyesinin gerçekleşmediği yerde köylülük küçük burjuva sınıfa dahildir. Hakeza aydın, öğrenci, emek-hizmet sektöründe çalışanların geneli de küçük burjuva sınıfı temsil eder. Toplumsal dokunun böyle olduğu yerde, bu toplumdan çıkan, ilerici aydın, demokratların, devrimcilerin de küçük burjuva sınıfa sahip olmaları şaşırtmamalı bizleri. Sınıf bilinçli devrimciler, geldikleri sınıftan arınarak devrimcileşme sürecine girerler. Bu süreç sonsuzdur. Toplumdaki proletarya-burjuvazi diyalektiği, zıtlığı, savaşı sürdüğü müddetçe bir devrimcinin, bir devrimci-komünist örgütün kendi içindeki zıtlığa karşı savaşı da süreklidir. Yapı içinde de, birey içinde de mücadele süreklidir. Bu bilimsel tespitler es geçildiğinde veya esnetildiğinde zaten devrimcileşme süreci sancılı olanların  çark edecekleri kaçınılmazdır.

Bugün yasadıklarımız bu gerçekliği bir kez daha yakıcı olarak ortaya koydu. Devrimci bir örgütün militanı olmanız sizi nasıl ki devrimci kılmazsa, komünist partinin üyesi olmanız, hatta merkezi noktalarda yer alıyor olmanız sizi komünist yapmaz. Bir devrimci gibi, bir komünist gibi yaşamıyorsanız, teori-pratik uyuşmazlığınız varsa, halkın acılarını hissetmiyorsanız ve gerekliliklerinin yerine getirmiyorsanız adınız devrimci veya komünist olması bir şeyi değiştirmez.

Kendine demokrasi altlara merkeziyetçilik, en iyi imkanlar kendisine, “alt”ların idare etmesini salık verenler gibi… Bunlar da bizdeki küçük burjuvalar. Ne diyordu Mao parti içindeki burjuvaziyi tarif ederken; uzun dönem mücadele etmiş, yaşça biraz ileri, kalın gözlüklüler, kendilerine ayrıcalıklılar dünyası kuranların, yüce davayı-davamızı kendi çıkarları için satabileceğini bin kez yaşadık.

Emek harcamayanların kaybetme korkuları da olmaz. İste bu bağlamda üretmediğin-üretemediğin, 15 günlük yayın süresini bin bir emekle haftalığa düşürerek emek harcayan kurumuza ve çalışanlarına şiddet uygulayarak gasp etmek, emek harcamadan üzerine binmek küçük burjuvazinin saflarımızdaki iz düşümlerine ait bir pratiktir! Açıktır ki her bireyin içinden geçtiğimiz süreçte takındığı ideolojik, politik ve örgütsel tutum kendi sınıfsal konumlarını da ortaya koyan bir gerçekliğe sahiptir.

Üretmeyen, yaratmayan, emek harcamayanların, üretimden daha fazla pay almaya kalkışmaları bizi Leninist sınıf tahliline götürüyor tekrar. Üretmeden istemek, talep etmek ve gasp etmek! Bürokratik önder olmak, bürokratik ve kendine bağlı “adam”lar yetiştirmek, sorgulamayan insanlar üretmek, kariyerizmden- bencil burjuva hastalığından katiyen vazgeçmemek! Ne diyordu Engels "her şeyin başı DÜRÜSTLÜKTÜR".

(Bir Partizan)