Anasayfa Makale Hay Fedailer yaşıyor!

Hay Fedailer yaşıyor!

Salı, 02 Mayıs 2017 15:23
Yazdır PDF

Fidayi 750x375Ermeni halkının tarihi Osmanlı'ya karşı yürütülen şanlı fedai mücadeleleri ile doludur. Abdülhamid dönemi ile başlayan katliamlar İttihat ve Terakki (Birlik ve İlerleme) Partisi ile devam etmiş bir ulus ortadan, tarih sahnesinden yok edilmiştir. Yüzyıllardır yaşadıkları topraklar üzerinden soykırım ile yok edilen Ermeni halkının topraklarına Osmanlı-Türk işgalcileri tarafından el konulurken, üzerine Türkiye Cumhuriyeti inşa edilmiştir. Ve buna ''biz bu cumhuriyeti sokakta bulmadık, yedi düvele karşı mücadele ederek'' kurduk yalanı ile açıklarken bugün artık Ermeniler yok denecek duruma gelmiştir.

Ermeni halkı adım adım yok edilirken ölüme boynu bükük değil, direnerek, mücadele ederek şehitler vererek gitmiştir. Bu yüzden Hay Fedai'ler, Osmanlı'nın korkulu rüyası olmuştur. En karanlık anlarda, ümitlerin tükendiği zamanda Hay Fedai'ler halka umut ile ışık olmuştur. Fedai'ler günümüzün gerillalarıdır. Halkı için canını veren, Osmanlı'ya ve zulme karşı hiçbir çıkar gözetmeksizin savaşan Fedai'lerin savaşı, dağları kendilerine mesken etmişler, alınları gökyüzüne değen, yiğit insanlardır. Halkın yiğit evlatlarından titizlikle seçilmiş Hay Fedai'ler özenle seçiliyordu. Bugünkü anlamıyla yürütülen Partizan savaşında disiplinleri sayesinde efsane olmuş kişilerdir.

Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen efsaneleşen Hay Fedai'lerin anıları, adları, mücadele dolu geçmişleri bugün dahi unutulmamıştır. Beyrut'tan Paris'e, Paris'ten Amerika'ya kadar diaspora Ermenileri, tarihini unutmamış yaşlı analarımız siyah giysilerini halen üzerlerinden çıkarmayan çocuklarına Hay Fedai'lerin isimlerini vererek yaşatmaktadır. Onlar Antranik'tir, Serop'tur, Aram'dır, Nubar'dır, Vasgen'dir, Armenag'dır, Kevork'dur...

19. yyda dünyadaki ekonomik ve sosyal gelişmeler, kendisini Osmanlı coğrafyasında da göstermiştir. Yağma, talan ve işgal altında yaşayan değişik ulus ve milliyetlerden oluşan halklarda görülen ulusal uyanış istek ve talepler, Osmanlı'ya yabancı devletler tarafından dayatılan reformlar, halkların özgürlük ve bağımsızlık istekleri her geçen gün yükselmiştir.

1789 Fransız Devrimi'nin yankıları Eşitlik, Kardeşlik, Özgürlük ile krallık yıkılmış cumhuriyetin ilanı, insan hakları bildirgesinin kabul edilişi önemli gelişmeler olmuştur. Yavuz Sultan Selim'den sonra en kan emici padişah olarak tarihe geçen Sultan Abdülhamid Han Ermenilerin başına bela olmuştur. Krallığı döneminde Ermeniler en çok kırım ve katliamlara maruz kaldıkları için Kanlı Sultan olarak tarihe geçmiştir.

1870 yılları, Ermeni halkının Osmanlı yönetimine karşı gösterilen sonsuz sadakat yılları ile aşırı Osmanlıcı yılları olmuştur. Ama 1880'li yıllardan sonra ağır şartlar altında yaşayan Ermeni halkı itaat sadakat politikaları ile yok olacaklarını, hak elde edilemeyeceğini anladı. İnsanca yaşayabilmenin koşullarının fikirleri tartışılmaya başladı.

Öncüleri Raffi, Mikayel Nalbantyan, Krikor Ardzuni, M. Krimyan, M. Avedisyanlar …olmuştur. Silahlı direniş fikirlerinin önderlerinden Raffi'nin devrimci düşünceleri bu dönemde etkili olmuştur. Raffi ''kutsal haçlar yerine silah alsaydınız, Kürtler o zaman ülkemizi yıkamaz, çocuklarımızı bizden alıkoyamazdı'', ''bizim yıkılışımız, kiliseden doğdu, onlar bizim cesaretimizi ve ruhumuzu yok ettiler'', ''ne zaman Dırtad kralımız tacı ve kılıcını bırakıp yerine haç aldı, o günden başlayarak onlar bizi kölelik içinde bıraktılar'' düşüncelerini savunmuştur. Krikor Ardzuni ise özgürlük ve devrimci düşüncelerle donanmıştı. Halkçı bir aydındı. Ermeni Sorununun çözümünü ''Osmanlı Türk diktatörlüğüne karşı Ermenilerin Ruslarla birlikte vermeleri gereken silahlı mücadele''de görüyordu.

Türkiye Devrimci Hareketi, kendi tarihini açıklarken, TKP ile başladığını, Osmanlı döneminde filizlenen Marksist, sosyalist devrimci hareketleri görmemiştir. İlk defa Osmanlı Türkiyesinde Ermeniler, Bulgarlar, Yahudilerin oluşturduğu gruplar, sosyalist fikirlerin yeşermesinde etkili olmuştur. Bunun sonucu olarak Taşnaksutyun ile Hınçak Parti'leri ilk önce kurulmuş, sosyalist düşünceleri savunmuşlar, birçok ülkede komünist partilerin kurulmasında rol oynamışlardır. Marksist klasikler ilk defa Ermenice'ye çevrilirken, Komünist Manifesto bunların başında gelmektedir. 1915 Haziran ayında Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Hınçak Partisi üyesi 20 devrimci, İttihat ve Terakki hükümeti tarafından kurulan idam sehpalarında idam edilirken ''Yaşasın Sosyalizm, Yaşasın Sosyalist Ermenistan, Bizim vatanımız dünyadır'' sloganları atarak ölüme gitmişlerdir.

 

Ulusal Hareketler ve uyanışlar…

İlk defa 1881 yılında Erzurum (Garin)'da Ermeniler tarafından ''Vatan Savunmacıları'' adı altında gizli bir örgüt kuruldu.

Gizlice bir araya gelen Ermeniler kitap okuyor, tartışıyor, bildiri hazırlıyor, silah alabilmek için para topluyorlardı. Amacımıza, özgürlüğümüze ulaşmak için 1. silah 2. silah 3. silah gerek diyen, silahlanmaktan başka çare yok düşüncesini savunmuşlardır. Ermeni gençliğinin eğitilmesi, örgütlenmesi fikirleri gerekli olduğu konuşulmaya başladı. Böylece Ermeni Kurtuluş Hareketi'nin ilk devrimci gazetesi olan Armenia Gazetesi yayınlanmaya başladı. Yurtdışında çıkarılan gazete gizlice Türkiye'ye de sokuluyordu. Yurtdışında yaşayan Ermenilerde yurtseverlik düşünceleri oluşumunda önemli katkılar sağladı. Yurt içinde özgürlükçü düşüncenin gelişmesinde önemli rol oynarken, bugüne kadar hiçbir gazete bu kadar etkili olmamıştı. Gazetenin etkisi altında kalan Armenia okurları, devrimci bir Parti kurma konusunda karar kıldılar.

İlk devrimci Ermeni Partisi olan ''Armenag Partisi''ni kurdular. Parti üyelerinin çoğu Armenia Gazetesi okuyordu. İlk Ermeni, devrimci Armenag Partisi, ayrılık ve ulusal bağımsızlık için değil genelde reformların uygulanması istemi ile politik bir hat izliyordu.

SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi) yine Osmanlı tarihinde kurulan ilk sosyalist örgüttür. Armenia Gazetesi'nin muhabirleri olup Armenag Partisi'nin çalışmalarından ümitsizliğe kapılan kesimlerin, tüm ilişkilerini keserek kendi politik partilerini kurmuşlardır. 1887 yılında kurulan Cenevre'de kurulan Parti yayın organı olarak, sosyalist düşünceleri savunan ''Hınçag'' adlı gazete yayınlamaya başladı.

Kurucuları Avrupa'ya okumaya gelmiş, Türkiye ile hiçbir bağları olmayan burjuva ailelerinin çocuklarıydı. Osmanlı'da acı çeken Ermenilerin durumları onları ilgilendiriyordu. Hınçak Partisi devrimci mücadelesi ile 30 yıl var oldu ve mücadele etti.

Taşnak Partisi (Ermeni Devrimci Federasyonu) 1890 yılında Tiflis'te kuruldu. Parti'nin yayın organı Troşag (Bayrak) gazetesini yayınladılar. Fedai hareketinin örgütlenmesinde önemli rol oynadılar. Bu yüzden kırımlardan uzak kaldılar. 1915 Ermeni soykırımında rol almış İttihat ve Terakki yöneticilerini savaş sonrası bularak cezalandırdılar. 1876 yılında tahta oturan Abdulhamid döneminde Ermeniler yaşadıkları topraklar üzerinde Çerkezler ile Kürtlerin saldırılarına maruz kalmışlardır.

Hem devlete hem de Kürt ve Çerkezlere vergi ödemek zorunda kaldılar. Tüm bunlar Abdulhamid desteği ile olmuştur. Ermenilerden kesin olarak kurtulmak için devletin resmi politikası zorla İslamlaştırmak olmuştur. Ermeni ulusal uyanışı her ne olursa olsun susturulacak ve yok edilecekti. Bunun için Kürtlerden oluşan ''Hamidiye Alayları'' örgütlenmesine gidildi. Gerekçe ise Rus sınırı tehdit olarak gösterilmiş, amaç gizlenmiştir. Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu illerde devrimci faaliyetler gelişirken, Hamidiye Alayları, devrimci hareketleri yok etmek ve kırımları örgütlemek için kullanılmıştır.

Hamidiye Alaylarına özel yetkiler verilmiştir. Vergilerden ve askerlikten muaf tutulmuştur. Silah verilmiş maaş bağlanmıştır. Kürt feodallerinin oluşturduğu bu politikaya ilk tepki Abdurrahman Bedirxan Bey'den gelmiştir. Kürt aydın ve politikacı olan Bedirxan ile bu yüzden Taşnak örgütü yöneticileri,1890 yılında Cenevre'de görüşmüşler. Bedirxan'ın görüşleri Taşnak yayın organı Troşag gazetesinde yayınlanmıştır.

1894-96 yıllarında özellikle Sasun'da başlayan kırımlara karşı Ermeniler direnişler örgütlemişlerdir. Kürt ve Çerkes baskılarından bıkan halk, çifte vergi ödemelere karşı çıkmışlardır. Sasun'daki bu gelişmeleri göre Hınçak ve Taşnak Partileri Fedai guruplarını bölgeye göndermişlerdir. Osmanlılar dış devletlere masum görünmek için bunu ''isyan'' olarak lanse etmişlerdir. Hamidiye Alayları, Topçu birlikleri ile saldıran Osmanlılar binlerce Ermeni'nin kanına girmişlerdir. ''Gavur Ermeniler'' propagandası ile insanlar kışkırtılmış, binlerce kadın, yaşlı, çocuk ölürken evler ateşe verilmiştir.

 

Ağpür Serop Paşa

Ahlat köyü ile 35 Ermeni kasabası, Kürt ve Çerkes talanı ve saldırılarına karşı kendi savunmaları ve halkın varlığını korumak için silahlandılar.

19. yy’lın, son on yılında Ermeniler kırımlarla karşı karşıya kalınca Hay Fedai'ler, Kafkasya üzerinden Kars’a geldiler. Eğer Fedai'ler gelmemiş olsaydı, halkın hepsinin ölümü kaçınılmazdı. Ağpür Serop köylere 2’li-3'lü gruplar halinde dağılarak yerleşti. Kanlı sultan Abdülhamid'in en kara günlerinde Ağpür Serop Ermeni köylüsünün tek ümidi ve kurtarıcısıydı. Özgürlük ve barış isteyen, korumasız ve yardıma muhtaç Ahlat halkı için yukarıda Allah aşağıda ise Ağpür Serop vardı. Ağpür Serop, Ermeni tarihinin en büyük önderlerinden olan Antranik Paşa'nın yetiştirilmesinde önemli rol oynamış, aynı zamanda önderi olmuştur.

170px SerobBitlis, Muş, Van yöresinde ölümler ile karşı karşıya kalan halka önderlik eden Ağpür Serop, köylülere kırımlardan kurtulmanın tek yolu silahlı direniş yoludur diyerek halkı direnişe çağırmış ikna edebilmiştir. 10 kişilik birliği ile kendini feda eylemlerine girişmiş, saldırganları püskürtmesini başarmıştır. Bu olaylar karşısında halka öz güven gelmiş, zafer haberleri bütün köylere yayılmıştır. Abdülhamit, Ağpür Serop'un yakalanması ve fedailerin yok edilmesi için köylere ajan ve işbirlikçi ordusunu göndermiş, Muş ovasında kırımlar yapmakta kararlı olduğunu göstermiştir.

Bir ihbar sonucu Ağpür Serop'un Sokhart köyünde saklandığını hükümet tespit eder. Köyün yakılıp ve yıkılmaması için, köylülere savaşmamalarını ve karışmamalarını salık verir. cesaretine sığınarak, silahlarını alır, lavaş ekmeğini sırtına bağlayarak, karda rahat yürüyebilmesi için lekanlarını ayaklarına geçirir, şafak vakti yola koyulur. Sıradan köylüymüş gibi askerlerin arasına dalar, çemberin arasından bir köylüymüş gibi sıyrılır. Askerlerin fark etmesi üzerine Ağpür Serop Nemrut dağlarına tırmanır. Avazı çıktığı kadar bağırarak, kendisinin Ağpür Serop olduğunu ''kim savaşmak istiyorsa arkamdan gelsin” der. Kar fırtınasına dayanamayan askerler geri çekilirler. Dağın üstünde sıcak sulara ulaşan Ağpür Serop, burada birkaç gün kalır. Yiyeceği tükenince, dağdan iner, Şamiram köyünde saklanır. Geri dönünce Osmanlı katillerini cezalandırır. Ermeni işbirlikçi hainler de bu ara nasibini alır.

Halk bundan sonra Ağpür Serop'a Serop Paşa ünvanını layık görür ve Serop Paşa diye hitap ederler. 20 Ekim 1898 yılında Serop Paşa ile 16 kişilik bir Fedai gurubu Bitlis'ten yarım saat uzaklıkta olan Babsen köyüne gider. Hükümet haberi alınca köyü kuşatma altına alırlar. Serop Paşa telaşlanmaz. Girişlerde ve kayalık yerlerde Fedailerin mevzi almalarını söyler. Akşama kadar devam eden çatışmalarda, askerler ağır kayıplar verdikten sonra geri çekilmek zorunda kalır. Sasun ile Ahlat yöresinde kontrolü elinde tutan Serop Paşa'yı hükümet bir türlü tuzağa düşürmeyi başaramamıştı. Serop Paşa'nın önderliğinde artık başka guruplar da savaş yürütüyorlardı.

Bunlardan en önemlisi Antranik, Kevork Çavuş, Sbanats Magar grupları geliyordu. Ufak askeri guruplar birleşerek ileride Batı Ermenistan'da kurulacak ordunun çekirdeğini oluşturuyordu. Gruplar içerisinde öne çıkan askerler tarafından sevilen silah zanaatının ustası olan Antranik yetenekleri savaşçı özellikleri ile tanınmaya başladı.

Ağpür Serop'u yakalayamamanın çaresizliği içerisinde olan hükümet başka yollarla çare aramaya başladı. Çevrede olup bitenler Keğaşen köyünden Ave isminde Sasunlu bir casus aracılığı ile öğreniyordu. Herzan Kürtlerinin aşiret reisi olan Bşare Halil para ile Ave'yi kendine bağlamıştı. Bşare Halil Sasun, Muş ve Bitlis'te kötülükleri ile tanınmış ün yapmıştı. Ermeniler onun bu kötülüklerinden korkmuş sinmişlerdi. Ağpür Serop Geliyengüzan'da bulunduğu bir sırada aniden rahatsızlandı. Saçları döküldü, yürürken aniden yere düştü. Zehirlendiğinden şüphelenildi. Bitkisel hayata girip yatağa düştü. Ailesinden yanında eşi Sose, oğlu Hagop iki kardeşi Mıho ve Zakar vardı. 8 nöbetçi ise hazır bulunuyorlardı.

Bunlardan 4'ü de Serop Paşa gibi zehirlenmişlerdi. Alay Bey ile Bşare Halil askerleri ile Serop Paşa'nın bulunduğu köyü kuşatma altına alırlar. Teslim olmazlar, yoğun çatışma çıkar. Askerleri, Serop'u Andok dağına götürmek isterler. Evden çıkışta, kardeşleri ile askerleri kurulan tuzak ile hükümet askerleri tarafından vurulur. Serop Paşa yaralı olarak yakalanır.

Bşare Halil kendi askerleri ile Serop'u yakalar ve onun başını keser. 12-13 yaşındaki oğlu, Hagop'un başını da anasının yalvarmalarına aldırış etmeden, annesinin dizleri üstünde keser. Ana ise yaralanır. Köy daha uyanmadan operasyon bitmiş, Alay Bey ile Bşare Halil operasyon bitiş borusu ile birliğini toplar Muş'a geri döner. Operasyon yarım saat sürmüştür. Kara haber artık bütün köylere yayılır. Serop Paşa'nın başı kesilmişti. Hükümet zaferi kutlamak için, 100 atlı ile karşılar. Serop Paşa'nın başını kazığa geçirerek Muş sokaklarında dolaştırırlar. Kutlamalar Bitlis (Pağeş), Van'a kadar uzanır.

Hükümet, Serop Paşa'nın kesik başını kiliseye teslim eder. Kilise papazına sepet içinde teslim edilen şehidin başını, Episkopos Yeğişe Çilingiryan gece saat 03'de tarihte eşine az rastlanan, hüzün içerisinde düzenlenen cenaze töreninden sonra kilisenin doğu yönündeki dut ağacının altına yalnız ve insanlardan uzak olarak alnına kemikten kırmızı bir haç yerleştirerek gömer.

Şehit olan Serop Paşa'nın hunharca ölümünden sonra halk ağıtlar yakmaya başlamış Antranik'ten gelecek yardımı ve intikamının alınmasını beklemektedir.

Yetiş Antranik, yetiş yardıma/Serop şehit oluyor milleti uğruna

Tez yetiş, yetiş çabuk, kahraman grubunla/Serop çocukları ile şehit oluyor

Yetiş Antranik, yetiş yardıma...

 

İhbarcılığın sonu ölümdür 

Antranik çok sevdiği komutanı ve değerli yoldaşının şehit düştüğü an hasta yatakta kalkamaz vaziyette yatmakta idi. Romatizma sancıları içerisinde kıvranan Antranik için Sasun yöresinin bütün tedavi yöntemleri uygulandı. Ama olumlu bir sonuç alamadılar. Antranik her gün böyle yaşamaktansa ölmeyi bile yeğliyordu. Antranik'e Harutyun isminde bir fedai bakmakta idi. Cesur ve güvenilir bir fedai olan Harutyun, Antranik'in koluna girerek gezmesine hareket etmesine yardımcı oluyordu.

Sasun, Bitlis ve Muş halk kahramanı ve önderi Serop Paşa'nın kuşkulu ölümü, Antranik arkadaşları ve halk arasında üzüntü ile karşılanırken, olayın araştırılması için güvenilir insanları halk arasına gönderdiler.

Olayın gizemini çözmek artık önemli bir hal almıştı. Antranik, cesur, kahraman, ölümden korkmayan birisinin nasıl olur da kurşun sıkmadan savaşmadan şehit olmuştu? Sebebi neydi? Bütün bulgular Keğasanlı hain Ave'nin üzerinde toplanıyordu. Ali Bey Bşare Halil ile işbirliği yaparak Serop Paşa'ya gönderilen ekmeğin içine zehir karıştırmıştı. Antranik askerleri Dano ve Harutyun ile birlikte olayın gizemini çözmek için Ave'nin evini basarlar, işbirliği içerisinde olduğu Kürtlerle Ave'yi suçüstü yakalarlar.

Antranik'in hiç beklenilmeyen bir anda yaptığı baskından sonra konuşmaya başlayan Ave ''Evet ben, Serop Paşa'ya götürdüğüm o günkü ekmeğin içine zehir karıştırdım'' der. Emri ise Halil Ağa'dan aldığını itiraf eder. Evde Kürtlerin bulunma sebebine gelince ''Antranik'i nasıl zehirleyeceğimizi kararlaştırmaya gelmişlerdi'' der. Artık olay çözülmüştü. Ave'nin eşini ve çocuklarını öldürdükten sonra, evini ateşe vererek oradan ayrılırlar. Verilen mesaj ile öldürülen Hay Fedai'lerin intikamının alınacağını, Bşare Halil'in cezalandırılması için peşinde olduklarını gösterdiler.

Serop Paşa'nın öldürülüşü Ahlat, Sasun ve Muş Ermeni halkı arasında derin üzüntüyle karşılanırken halk önderliksiz kalmıştı. Boşluğun doldurulması için halk arasında yeni komutanın kim olacağı görüşmeleri başladı. Bazıları Kevork Çavuş, Murad, Atam, Avo, Magar, Armenag ve Antranik olma konusunda farklı düşüncelere sahipti. Her biri savaş içinde yetkinleşmiş, farklı farklı meziyetleri ile kendilerini ispatlamış, örnek davranışlar sergilemiş fedailerdi. Kevork Çavuş cesur bir fedai idi, ancak yönetici değildi. Kendi hakkında konuşmasını sevmezdi, ne doğum tarihi, ne de soyadı belliydi.

Arkadaşları resmini çekmeseydi, belki resmi de olmayacaktı. Kevork, Ağpür Serop'un eli altında savaş taktiklerini öğrenerek büyümüştü. Çok cesurdu. Birçok çatışmalarda yetkinleşmişti. Devrimci önderliği üstlenmek istemiyordu.

1894 yılında tutuklanmış,15 yıla mahkûm olmuştu. Hapiste ağır işkenceler görmüştü. 20 ay hapiste yattıktan sonra birkaç arkadaşıyla tünel kazarak kaçmayı başarmıştı. Erken cezaevinden kaçma imkânı olduğu halde istememiş, yoldaş olmanın örnek davranışlarını sergilemişti. Kevork Çavuş fedailerin sorunları ile ilgilenmek istemiyordu. Fedailerin sorunları onun işi değildi. Alçakgönüllü, emre itaat eden bir fedai idi. Bazen köy çocukları ile topaç bile oynardı. Mütevazıydi. Kendini beğenmişlik yoktu. Kahramanlıkları ile böbürlenmeyi sevmezdi. Günlerce süren çatışmaları bir iki kelimeyle anlatır geçiştirirdi.

Murad ise hapishaneye düştüğünde hapishane müdürüne cesur cevaplar veriyordu. Hiçbir işkence ona diz çöktüremiyordu.

Müdür'ün ''Murad Efendi sen misin?'' sorusuna ''Evet Murad benim, fakat daha muradıma eremedim'' diye cevap veriyordu. O, Osmanlı hükümetinin Ermeni halkına karşı insanlık dışı tutumunu ortaya çıkarmak için, her fırsatı kullanan, korkusuz yanı ile tanınıyordu. Fedailerden bazıları Murad'ın önder olmasını isterler. Fakat o reddeder. Sebebini ise şöyle açıklar; ''O önder Antranik'dir. O, ölü bile olsa, onun cesedini özgürlüğe doğru savaş bayrağımızla birlikte en önde taşımalıyız.''

Serop Paşa'nın eli altında Sasun dağlarının yamaçlarında büyüyen, Serop'un askeri savaş tekniklerini öğrenen, disiplini ve öngörüsüyle şekillenen Antranik Ozanyan yüzyılın başında, Ermeni Devrimci Hareketi'nin tartışmasız önderi durumuna geldi.

30 yıllık zorlu ve kanlı yolda Ermeni kurtuluş hareketinin kahramanı oldu.

(Bir ÖG okuru)