Anasayfa Makale Kerkük işgali ve ardında yatan gerçek

Kerkük işgali ve ardında yatan gerçek

Cuma, 17 Kasım 2017 12:08
Yazdır PDF

kerkük işgali 640x330Güney Kürdistan yakın bir zamana kadar ABD’nin “himayesinde” görünüyordu. 2003’te Saddam liderliğindeki yönetimi deviren ABD güdümünde Irak devleti kuruldu. Irak sınırlarındaki Araplar ve Kürtler üzerinden “bölgesel yönetimlere” geçildi. Ancak bu yönetimler bağımsız ve kendi iradeleriyle kurulan yönetimler değildi. ABD hükmü altında oluşturulan yönetimlerdi. Dolayısıyla o dönem KDP ve YNK üzerinden “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi” (IKBY) o minvalde oluşturulmuştu.

Dönemin uluslararası politik atmosferi emperyalistler arası ilişkilerde ABD’nin liderliğinde tek kutuplu sürece tekabül ediyordu. Avrupa emperyalistleri, Japonya, Kanada gibi devletler ABD’nin müttefiki konumundaydılar. Çin ve Rusya ise henüz dış pazarlara yeterince açılamamış ve bugünkü gibi etkin konumda değillerdi. ABD ideologları “tek kutuplu dünya”, “yeni dünya düzeni”, “küreselleşme”, gibi yaftalarla tanımladıkları sürecin, süper güç ilan ettikleri ABD liderliğinde sonsuza dek süreceğini ilan etmişlerdi. Irak ve Ortadoğu politikası o dönem böyle oluşturulmuştu. 

Ancak mevcut uluslararası süreç artık çok farklı bir dönemece girmiştir. ABD’nin tasarladığı “tek kutuplu yeni dünya düzeni” yerini “çok kutuplu dünya düzeni”ne bırakmıştır. Karşısına emperyalist Çin-Rusya bloku çıkmış ve ekonomik, siyasi, askeri alanlarda dünya pazarlarına ve nüfuz alanlarına açılmaya başlamışlardır. Ayrıca Almanya, Fransa gibi devletlerin uzun bir dönem birlikte hareket ettikleri ABD ilişkileri giderek aksamaya başlamıştır. Ve geçmişe kıyasla Çin ve Rusya ilişkileri daha öne çıkar olmuştur. Bu durum ileride daha da netleşecektir. Nasıl hareket ettikleri daha da belirginleşecektir. Ancak pazarların yeniden paylaşımı ve nüfuz kavgasının giderek şiddetlenmesi, beraberinde yeni bir dünya sürecini getiriyor.

Bunun sonucu bir dönemler dünya çapında oluşan sorunlara kendi çıkarları doğrultusunda daha “kolay” müdahale eden ABD emperyalizmi, artık oluşan sorunlara eskisi gibi “kolay” müdahale edemiyor. Çünkü karşısında başka bir emperyalist blok var.

Son Kerkük işgali bunu bir kez daha göstermiştir... Saldırıyı Irak ordusu ve İran’ın denetimindeki Haşdi Şabi yapmıştır. Ve bu saldırı Rusya ile ABD’nin desteğiyle yapılmıştır. Rusya bölgedeki müttefiki İran’ı, Irak pazarına sahip olma dürtüsüyle destekler. İlginç olan, bir dönemler ABD tarafından oluşturulan ve koordine edilen IKBY, Kerkük’e yapılan saldırıda bu sefer ABD’yi karşısında bulur. Mevcut şartlar sonucu zayıflayan ABD Arap yönetimini, Irak pazarını tümden kaybetmemek için desteklemiştir! Bu “destek” birlikte hareket edenlerin “desteği” değildir. Tersine rakip durumda olan emperyalistlerin pazara tek başına sahip olma emellerinin sonucudur. Kürtler ve Kerkük bunun için hedef alınır. Buna karşın Barzani yönetimi ve KDP ile YNK bu saldırı karşısında biat etmişlerdir. 2003’te ABD tarafından işgal edilen Irak Kürdistanı’nda, hazırlanan 2005 Anayasası ile KDP ve YNK temsilcileri üzerinden vassal yönetim oluşturulur ve günümüze değin gelinir.

 

Kerkük işgali

Nitekim yakın dönemde Kerkük’e yapılan saldırıya karşı KDP, YNK ve Goran Hareketi karşı tavır koymazlar. Bunun sonucu Irak Ordusu ve İran yönetimindeki Haşdi Şabi tarafından yapılan saldırı sonucu Kerkük, Xurmatu, Taze, Dakuk el değiştirir. Ayrıca Irak Ordusu Maxmur ile güneybatıda Şengal ve Rabia’ya girer. Son verilen bilgilere göre Irak Kürdistanı’ndaki toprakların yüzde 45’i el değiştirmiştir.  

Sorumlu partiler tavır almazlar. Bu hareketler böylesi saldırılar karşısında direniş gösteren hareketler değildir. Emperyalizme ve saldırgan güçler karşısında boyun eğen bir karaktere sahiptirler. Bu ruh haletine sahip partiler haklı ve meşru direnişi, mücadeleyi vermekten uzak kalırlar. 2003 tarihinde ABD’nin emperyalist emelleri sonucu Irak işgal edildiğinde, bu partiler onların güdümünde hareket ederek bu minvalde günümüze gelmişlerdir.    

Nitekim işgal sonrası Irak ve Kürdistan’ın sınırları ABD ve İngiltere tarafından çizilir. Kürdistan sınırları işgalci devletlerce 36. ve 42. paralel arasında çizildi. Kürtler ve Iraklılar açısından Kerkük vb. tartışmalı bölgeler tarafsız bölge ilan edilerek, bu bölgelerin içinde yer alacağı sınırların 2005 sonrası yapılacak referandumla belirleneceği kararı alınır.  Ancak bu referandum hiç yapılmamıştır. Ancak 2014’te DAİŞ işgali sonrasında Kerkük DKP tarafından İKBY sınırlarına dahil edilir.

ABD tarafından Mam Celal Talabani Irak Cumhurbaşkanı olurken, Barzani de Kürdistan Bölge Başkanlığı görevini yürütür.  

Böylece devletin kademelerini ele geçiren Barzani ve Talabani, yabancı tekellerin sömürüsüne olanak tanıdıkları gibi kendileri de bu sömürüden pay alarak palazlandılar. Nitekim Barzani’nin görev süresi 2015’de bitmesine rağmen yer aldığı devlet mevzilerini terk etmemiştir. Ve 2015’te darbe yaparak parlamentoyu işlevsizleştirmiş, Goranlı parlamento başkanının Hewler’e (Erbil) girişini yasaklamış, kendince yasalar çıkarmış ve Irak Kürdistanı’nın birçok imkanlarını kendi emelleri için kullanmıştır.

Barzani ve Talabani ile tepedeki şürekâları Kerkük’ün petrolünü ve diğer zenginliklerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar. Bunun sonucu kendi aralarında çıkar ve iktidar kavgasına da girerler. Ve Kerkük’ü salt kendi denetimlerine almaya çalışırlar. Öyle ki giderek İran saflarına kayan YNK Kerkük’ün “bağımsız” statüsünü savunarak petrol ve diğer enerji rezervlerine kendileri sahip olmak istiyorlardı. Barzani de Kerkük’ü kendi kontrolü altına almak ister. 2014’de DAİŞ saldırısında Barzani, Kerkük’ü Kürdistan sınırlarına dahil ederken bunu Kürtlerin kolektif çıkarları için yapmadı. Çünkü Kerkük art emeller için kullanıldı. Bu emelleri kullanan Türk egemenleri de vardı:

“Barzani ise bu süreçte, YNK’nin denetimindeki Kerkük’ü ele geçirmeye çalıştı. Kerkük kent merkezinden çok petrol bölgeleri Bay Hasan, Diblis alanlarını denetimine aldı. Ele geçirdiği bu bölgelerden elde edilen petrolleri AKP ile yaptığı anlaşma ile Erdoğan ve ailesine pazarladı.(abç)” ( Seyit Evran, Barzani Oligarşisinin Çöküşü, Yeni Özgür Politika, 27 Ekim 2017)

Görüldüğü gibi Güney Kürdistanı “yöneten”ler Kürt toplumunun çıkarlarından daha çok kendi art emellerine göre hareket ederler. Öyle ki alınan son referandum kararı tüm Kürt hareketlerinin birlikte aldıkları karar değildir. Nitekim referandum öncesi diğer Kürt hareketleri alınan bu kararın salt Barzani ve partisi KDP tarafından alınan bir karar olduğunu belirtirler. Alınan referandum kararından ziyade Irak yönetiminin niteliği ve yapısı böylesi bir karara önderlik etmek ve yönetmek vasfından uzaktır. Bunun sonucu referandum kararı bahane edilerek emperyalistler ve Irak, İran, TC devletleri tarafından bu saldırı ve yaptırımlar yapılır. Bunun sonucu Irak ordusu ve Haşdi Şabi saldırıları karşısında topraklarını korumazlar. Peşmergeleri geri çekerek Kürt topraklarını saldıranlara teslim ederler. Bunun sonucu Kerkük, Maxmur, Şengal ve Rabia’ya yapılan saldırılarla sınırlar daraltılır,

Bununla da yetinilmez. Kerkük’te asılan Kürt bayrakları ayaklar altına alınır. Mecliste İranlı dini liderlerin posterleri asılır. Kürtler göçe zorlanır. İşgal edilen bazı yerlerde Kürt evleri yakılır, yıkılır... Fatura Kürt halkına çıkarılır...

Bu gelişmelerin sonucu olarak Peşmerge komutanları ve KDP ileri gelenleri ile Irak ordusu ve Haşdi Şabi arasında anlaşmaya gidilir ve 2003 dönemindeki Saddam döneminin sınırları çizilir. YNK tarafından bu bu anlaşmanın onaylandığı iddia edilir. Ki mevcut tavrı bunu doğrular niteliktedir. Barzani ABD’yi “sessiz kalmakla” suçlar. Ama aynı zamanda ABD’ye uşaklığın itirafıdır... 

 

ABD’nin tavrı, Başur Kürtlerini arkadan hançerlemektir

Başur Kürtlerinin tekrar eski mertebeye zorlanmasında siyasal partilerin önemli rolü vardır. Eğer KDP, KYB ve Goran Hareketi emperyalizmle uzlaşmacı ve onların güdümünde hareket etmeselerdi, durum farklı olacaktı. Elbette ki bu tavır daha başından böyle bir meyil izlemeli ve bağımsız minvalde yer alabilmeliydi. Çünkü ezilen bir ulusun özgürlüğe kavuşmasının bir koşulu, mücadeleye önderlik eden ulusal hareketin ilhakçı devlete karşı ulusal-devrimci mevzide mücadele etmesidir. Diğer koşulu da o ülkenin siyasi olarak bağımlı olduğu emperyalizme karşı takınacağı stratejik tavırdır. Çünkü çağımızda bu sorunun uluslararası boyuta ulaştığı ve emperyalizmin de ulusal baskı, ilhak ve sömürgecilikte rol oynadığı tespiti hala geçerlidir. Stalin bunu net olarak belirtmiştir:

“Böylece ulusal sorun özel bir sorun, bir devletin iç sorunu olmaktan çıkıp, genel ve uluslararası bir sorun haline, bağımlı ülkelerin ve sömürgelerin ezilen halklarının emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşu dünya sorunu haline geldi.” (abç) (Stalin, Leninizmin Sorunları, sf. 68 )

Nitekim Ortadoğu’nun tarihsel geçmişine baktığımızda bunu daha açık bir şekilde görebiliriz. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın desteğinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Ermeniler, Rumlar, Süryaniler soykırımla ve tehcirle yok edilir.

Ayrıca Kürdistan’ın 4 parçaya bölünmesi kararı daha 1. Paylaşım Savaşı’nın devam ettiği 1916 yılında İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası tarafından gizlice alınır. 1917 Ekim Devrimi ile Rusya’nın bu anlaşmadan çekilmesi sonucu, Kürdistan’ı dört parçaya bölen Sykes-Picot Antlaşması İngiltere-Fransa tarafından 1. Dünya Savaşı sonrası uygulamaya konur.

Ayrıca zengin petrol yataklarına sahip Arap devletlerinin sınırları da 1. Dünya Savaşı sonrası galip İngiltere, Fransa devletleri tarafından belirlenir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra son düzenlemeyle Arap devletlerinin sayısı 22’yi bulur. Ayrıca Filistin toprakları üzerinde İsrail devletinin oluşumunda yine emperyalizm rol oynamıştır.

Diğer kıtalardaki geri kalmış ülkelerde olduğu gibi Ortadoğu’da dört parçaya bölünmüş Kürdistan’ın mevcut durumu da uluslararası emperyalizmin çıkar kavgasından kopuk ele alınamaz. Eğer emperyalist devletler -diğer bölgelerde olduğu gibi- Ortadoğu’da ve Kürdistan’da soruna “el atmışlarsa” bunu kendi gerici emelleri için yapmışlardır. Onların amacı soruna “müdahale” kisvesiyle ezilen, toprakları gasp edilen ulusları kendi güdümlerine almaktır. Nitekim Kürdistan’ı geçen yüzyıl TC İran, Irak, Suriye gibi devletlerin sınırları içinde bölen emperyalistler girilen yeni konjonktürde sorunu tekrar “el atıyorlarsa”. Bunu kendi pragmatist emelleri için yapıyorlar.

Bunu yaparken de, sorunu çarpıtıp kendilerini alternatif olarak gösteriyorlar. Oysa Lenin daha yüzyıl önce “ultra emperyalizm “kisvesiyle bu tezleri ileri süren Kautsky”i mahkum etmiştir:

“Kautsky’nin teorisinin tek nesnel, yani gerçek toplumsal önemi şudur: en gerici bir amaçla, kapitalizmin içinde sürekli barışın olanaklı olduğu umudunu uyandırarak, dikkatleri günün keskin uzlaşmaz karşıtlıklarından ve ağır sorunlarından çevirip, gelecekteki düşsel bir ultra-emperyalizmin yalan umutlarına doğru yönelterek yığınları avutmak.”(Lenin, Emperyalizm, sf.119)

ABD, Rusya gibi emperyalist devletler de bunu barış kisvesiyle yapıyorlar. Ortadoğu’nun muzdarip sorunlarından biri olan Kürt sorununu kendilerinin çözeceği imajını öne sürüyorlar. Böylece ultra-emperyalizmin yalanı dolanıyla Kürt ulusunu kandırmak, avutmak, düzen sınırları içinde tutmak amacını güdüyorlar.

Emperyalistler Başur Kürtlerini KDP, YNK ve Goran hareketi üzerinden kendi etkinlikleri altında tutmak istemişlerdir. Irak ordusu ve Haşdi Şabi’nin saldırısında verdikleri destekle gerçek yüzlerini deşifre etmişler. TC, İran Devleti ve emperyalistler bir bütün olarak Kürtlerin topraklarını hedef alan bu saldırıda rol alırlar. Bu saldırıda en hüsran veren ABD’nin tutumu olmuştur. Yıllarca Başur Kürtlerinin müttefiki gibi görünen ABD saldırıda Irak devletinin yanında yer alarak Kürtleri arkadan hançerlemiştir...

 

Sorunun köklü çözümü

Kürt sorunu varlığını sürdürecektir. Ancak yaşanan süreçten dersler çıkarılmalı ve ulusal-devrimci hareketler öne çıkmalıdır. Böylece tüm gericiliği hedef alan ve tüm halk güçleriyle ittifaklar oluşturan mücadele daha geliştirilmelidir. Kürt Ulusal Hareketi Ortadoğu’da en güçlü harekettir.

Elbette ki MLM ve küçük burjuva hareketler de vardır. Her süreçte olduğu gibi yaşanılan mevcut süreçten de Ortadoğu’daki devrimci hareketler yaşanılan süreçten dersler çıkarmalı ve daha radikal mevzilerde yer alarak mücadele vermelidirler. Baskının, zulmün, sömürünün varlık nedenini oluşturan mevcut sistemin iktidar perspektifiyle hedef alınmasıyla bu mümkündür. Ortadoğu’da enternasyonal ilişkiler ve anti-emperyalist atmosfer daha geliştirilerek daha radikal mücadele zemini geliştirilmelidir. Zaten nesnel sürece müdahale etmekle yükümlü subjektif gücün asli görevi budur. Kürt sorunun köklü çözümü de bu perspektifle mümkündür.