Anasayfa Makale Soçi’de hüsran, Suriye’de hüsran, her şeyde hüsran...

Soçi’de hüsran, Suriye’de hüsran, her şeyde hüsran...

Cumartesi, 02 Aralık 2017 17:02
Yazdır PDF

Soçide hüsran2011 yılından bu yana devam eden Suriye iç savaşı, gelinen aşamada artık diplomatik anlaşmalar evresine dönüşmektedir. ABD’nin bölgesel çıkarları kapsamında nüfuzunu sapladığı bu süreç aynı zamanda birçok ülke ile olan ilişkilerini de krize sürükledi. Bu durum onun açısından bir handikap olarak değerlendirildiyse de esas olarak ABD açısından sadece bir soluklanma evresidir.

Jeopolitik ve jeostratejik önemde bulunan TC devleti ise koz siyaseti ile kendi varlığını iç politikadan da sağladığı kuvvetle sürdürmektedir. ABD ile olan krizini Rusya’ya yaklaşmakla gideren TC, özellikle Kasım 2015’te başlayan uçak krizinden bu yana Rusya ile ilişkileri normalleştirmek için birçok konuda Rusya’ya yeşil ışık yaktı. Ancak sağlanan bu imtiyazlar gelinen aşamada krize dönüşmektedir. Zira TC’nin açmazı olan Rojava konusu artık reddedilemeyecek kadar gerçek ve yakıcı. Türkiye devleti Rusya ile Rojava konusunda açmazdadır. Erdoğan ile Putin arasındaki yakın diyaloğa rağmen PYD-YPG’nin konumu ile ilgili görüş ayrılıkları derinleşiyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın 31 Ekim’de yaptığı açıklamayla 18 Kasım 2017’de Rusya’nın Soçi kentinde düzenleneceğini duyurduğu Suriye Halkları Konferansı-Ulusal Diyalog Kongresi’ne Devlet Başkanı Beşar Esad’ın başında olduğu Baas Partisi de olmak üzere 33 örgüt davet edildi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 3 Kasım’da Moskova’daki açıklamasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanmasına yönelik önemli bir adım olduğunu belirttiği toplantı için yurtdışındakiler de dâhil tüm gruplara davetiye gönderildiğini ifade etti.

BMGK’nin 2015 aralık ayında kabul ettiği 2254 sayılı karar, “terörist” olarak tanımlanan IŞİD ve El Nusra ile benzer örgütlerin dışında tutulacağı bir ateşkes ve müzakereyle çözüm sürecinin başlatılmasını, sürece Suriye hükümeti ve tüm muhalif temsilcilerin katılmasını öngörmüştü. Kararda geçiş döneminin Suriye hükümeti önderliğinde olması ve 18 ay içinde BM gözetiminde seçimlerin yapılması yer alıyor.

 

TC’nin Rojava korkusu

Rusya’nın Suriye’de DAİŞ ve türevi gruplara karşı önemli bir askeri güç olarak gördüğü YPG’nin de müzakerelerde bulunması gerektiğini belirtti. Soçi’de gerçekleştirilecek toplantıya ilişkin açıklama yapan Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentiyev, 30 Ekim 2017’de yapılan Astana-7 toplantısında, “Suriye’de Şam yönetimi yanı sıra DEAŞ (IŞİD) ve benzeri terör örgütlerinin üstesinden gelinmesinde Kürtler de büyük çaba harcadı ve harcamaya devam ediyor. Suriye halkının önemli bölümünü temsil eden Kürtlerin, Suriye krizi siyasi çözüm sürecinde de masada yer alması gerekiyor” açıklamasını yapmıştı. Bu çerçevede konferansa Suriye Kürtlerini temsilen Suriye Kürdistan Demokrat Partisi ve Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin yanı sıra Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) de davet edildiği duyuruldu. PYD Moskova Temsilcisi Abdussalam Ali kongrede Suriye’deki Kürtlerin

Federalleşme planlarının tartışılacağını ve Suriye’nin kuzeyinde 2016 sonbaharında tek taraflı olarak oluşturulan demokratik federasyonun geleceğinin ele alınacağını belirtti. Türkiye bu görüşmeye PYD’nin çağırılmaması gerektiğini ve kendisinin kırmızı çizgisi olduğunu belirterek tarihsel misyonunu pekiştirdi. TC her nekadar Rojava’nın varlığına ve onun temsiliyetine karşı çıksa da Suriye’nin kaderine ilişkin bir araya gelen birçok ülke için bu ahval bir tatmin meselesidir. Zira Rojava’nın varlığı her ne kadar TC açısından kırmızı çizgi olsa da bu çizgi sürekli aşılmaktadır ve geriye sadece TC’nin boş hamiliği kalmaktadır.

Kasım 2015’teki savaş uçağı krizinden sonra Türkiye’ye yaptırım uygulayan Rusya’nın Suriye Kürtleri ile ilişkileri ivme kazandığı biliniyor. PYD Moskova Temsilciliği 10 Şubat 2016’da açıldı. Erdoğan, kriz sonrası ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde Rusya-PYD ilişkilerini gündeme getirmesine karşın Putin’den beklediği karşılığı alamadı. Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan sonra Erdoğan’ın PYD kontrolündeki Membiç’e, Afrin’e ilerleme planlarına Rusya izin vermedi. Geçtiğimiz aylarda Afrin’e, Membiç’e müdahale yeniden konuşulmaya başlandığında Türkiye-Suriye sınırındaki Afrin’de Rusya bayrağı dalgalandırıldı. Rus askerleri YPG’lilerle ve taktıkları YPG armalarıyla medyaya fotoğraf verdi. Şimdi ise Suriye’nin kaderine ilişkin PYD’nin de bulunacağı bir toplantıyı TC kabul etmese de başta kendi kaderini ilgilendiren Suriye dahi PYD’ye kabul etmek zorunda kalmıştır. TC’nin tüm açıklamalarına karşın Rusya PYD davetinin arkasında durarak konferansa davet edilenlerin “Türkiye’nin değil, Suriye’nin vatandaşları” olduğu dile getirdi.

Şurası bir gerçek ki TC’nin bütün hamiliği mevcut basın açıklamalarından öteye gitmemektedir. Bölgedeki mevcut gücünü Cerablus ve İdlib’ten alan TC devleti bu bölgelerde elde ettiği nüfuz ile kendini muhatap kılmaktadır. Rusya ise TC ve ABD arasında yaşanan krizi fırsat bilerek onu muhatap almaktadır. Buradaki esas mesele ise ABD’ye karşı TC kozunu kullanmaktır. Ancak tüm bu gelişmeler karşısında TC artık kendisine Suriye’nin kaderi konusunda Rusya’yı değil Suriye’yi almaktadır. Mevcut görüşmeler neticesinde TC’nin Rojava’nın kaderi husunundaki tek muhatabı bir zamanlar ezeli düşmanın dediği Esad olmuştur.

Sonuç olarak TC devletinin Soçi görüşmeleri istediği gibi ilerleyen bir süreç olmamıştır. İran TC ve Rusya arasında süren görüşmelerden TC devletinin elinde kalan tek şey Rojava’nın kaderine ilişkin bundan sonrai muhatabının Suriye olacağıdır. Suriye hükümetinin bu konudaki kabulü ise TC devletinin bölgedeki hüsranı olacaktır.

Ancak Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’ın 5 Kasım’da NTV televizyonunda yaptığı açıklamalardan Rusya’nın Türkiye’nin tepkisi ve girişimleriyle konuyu yeniden değerlendirmeye aldığı ortaya çıktı. Kalın Türkiye’nin ABD’ye de Rusya’ya da İran’a da “PYD’nin PKK’nın uzantısı bir terör örgütü olduğunu” sürekli vurguladığını belirterek şöyle konuştu: “Yani şu an itibarıyla, eğer tekrar bir karar değişikliğine gitmezlerse, 18’inde değil daha ileri bir tarihte bu toplantının yapılması planlanıyor. Biz katılmıyoruz. Suriyeli gruplar katılacaklar ama büyük ihtimalle biz oraya gözlemci gönderebiliriz. Şu anda tam kesinleşmedi. Ama Rusya’nın bize söylediği, toplantının şu anda ertelendiği şeklinde ve oraya PYD’nin davet edilmeyeceği şeklinde. Biz de bu şekilde bir değerlendirme yapıyoruz.’’

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Bağcı Türkiye-Rusya arasında yumuşamaya doğru giden ilişkilerde yeniden değişim yaşanmaya başlandığı görüşünde. Bağcı Rusya’nın tavrının sürpriz olmadığını, PYD’nin Moskova’da temsilciliği olduğunu, IŞİD’e karşı mücadelede Rusya’nın PYD’yi desteklediğini anlatıyor. Rusya-PYD yakınlaşmasının Rusya-Türkiye ilişkilerinde krize yol açacağı gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini söyleyen Bağcı’nın değerlendirmesi şöyle: “Rusya, Türkiye ile olan ilişkilerinde ekonomik ve siyasi anlamda şu anda güçlü taraf konumunda. Türkiye’nin bu durumunu iyi bir satranç oyuncusu gibi kullanmaya başladı. Türkiye ile Rusya arasında bir Kürt sorunu filizlenmeye başlayacak. Türkiye’nin ifade ettiği üzere terör örgütü PKK ile PYD’nin bağlantısı aslında taraflarca biliniyor. Rusya şimdi PYD’nin hamisi rolüne doğru ilerliyor.”

Arap Baharı sonrasında, kendi gücünü fazla abartan Türkiye’nin şu anki durumunun “mengeneye alınmış” gibi göründüğünü belirten Bağcı bunda daha önce uygulanan yanlış politikaların etkisinin olduğunu vurguluyor.

CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak ise AKP hükümetinin dış politika ve ekonomide artık “taviz politikasına” mecbur kaldığı görüşünde. Uçak krizinden bu yana ilişkilerin Rusya’ya ekonomik ve siyasi tavizler verilerek yürütülmeye çalışıldığına dikkat çeken Toprak, “22 milyar dolarlık nükleer santral, 16 milyar dolarlık Türk Akımı’na ilaveten 2 milyar dolarlık S-400 alımıyla Putin’in gönlü alınmaktadır” diyor.

Toprak, Astana mutabakatı sonrasında Türk askerlerinin İdlib’te cihatçı grupların bertaraf edilmesi, Suriye ordusuna saldırılarının önlenmesi görevini üstlendiğini hatırlatarak şunları söylüyor: “Rusya, kırmızı çizgi ilan edilen PYD-YPG kontrolündeki Afrin’e yönelik operasyona onay vermediği gibi, Suriye konferansına PYD ve YPG’yi davet etti. Hükümet ‘emrivaki’ olarak nitelendirdiği bu davetin kabul edilmeyeceğini açıklamasına karşın Rusya PYD-YPG’yi terör örgütü olarak görmediğini, davetin geri çekilmeyeceğini beyan etti. Müttefikimiz ABD’den sonra Rusya da PYD-YPG’yi koruması altına almış durumdadır.”

Kuzey Irak’taki 25 Eylül bağımsızlık referandumunun ardından Barzani’ye karşı İran ve Bağdat yönetimi ile ittifak yapmak zorunda kalan Erdoğan ve AKP hükümeti, daha önce muhatap almadığı Başbakan Haydar El Ebadi’yi Ankara’ya davet ederek “tek muhatap” ilan etti. 4 Ekim’de Tahran’a giden Erdoğan kısa süre öncesine kadar “Fars milliyetçiliği, Şii mezhepçiliği” yapmakla itham ettiği İran ile yakınlaşmaya mecbur kaldı. Kuzey Irak’ta inisiyatif Irak ordusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terörist olarak nitelediği Haşdi Şabi’ye geçerken Erdoğan ve AKP hükümetinin Bağdat ve Tahran’ın peşine takılmak dışında seçeneği kalmadı.

ABD’nin, Suriye’de YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’yle (SDG) ittifakından ötürü PYD’ye karşı Türkiye ile iş birliği yapması gündemde değil. Rusya da PYD ile muhataplık ilişkisi içinde. Şimdilik Soçi toplantısı ertelenmiş olsa da bu, Türkiye’nin tepkisini zamana yayarak hafifletmek, ikna sürecine zaman yaratmak için. Kaldı ki giderek kötüleşen ekonomik tablo, yükselen enflasyon ve faizler, iç ve dış borçlarla işsizlikteki artış, dövizdeki yükselişle hızla değer kaybeden Türk Lirası vb. gelişmeler, PYD ve Kürtler yüzünden Rusya ile yeni bir siyasi krizin göze alınmasını güçleştiriyor. Putin de bunun farkında olduğu için Erdoğan’a karşı PYD ve Kürt kartını oynamanın zamanının geldiğine inanıyor. Erdoğan ve “dostum” dediği Putin arasındaki Kürt satrancında Putin “şimdilik” bir adım geri atarak süreci kontrolünde tutmayı hedefliyor. Hamlelerin ne yönde ilerleyeceğini ise yakında göreceğiz.