Anasayfa Manşet “Az ve güçsüz olduğumuza değil, çok ve güçlü olduğumuza inanalım!”

“Az ve güçsüz olduğumuza değil, çok ve güçlü olduğumuza inanalım!”

Perşembe, 10 Ağustos 2017 14:00
Yazdır PDF

Az ve güçsüz olduğumuza değil çok ve güçlü olduğumuza inanalımİzmir: KHK ile işlerinden olan binlerce işçi emekçiden biri olan Tüm Bel-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Çağdaş Yazıcı, en son çıkarılan KHK ile işinden ihraç edildi. Yazıcı, Tüm Bel-Sen bünyesinde aktif sendikal mücadele yürütmekteydi. Yazıcı’yla konuya ilişkin bir röportaj gerçekleştirdik.

 

- KHK ile işlerinden olan binlerce işçi emekçiden biri olarak kendi ihraç sürecinize dair ne düşünüyorsunuz, bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Çağdaş Yazıcı: KHK’lar yüz bini aşkın insanı işinden etti. Çok daha fazlasının yaşamı altüst oldu. İlk KHK yayınlandığından bu yana aslında tüm kamu emekçilerinin kaderleri bir muktedirin iki dudağı arasında idi. Dolayısı ile görüşünden, nereden gelip nereye gittiğinden, nereye üye olduğundan bağımsız tüm emekçilerin iş güvencesi fiili olarak ortadan kalkmış durumda. Herkes bu saldırının menzilinde. Bu yüzden biz bu saldırının son dalgası ile karşılaştığımızda başkalarına göre daha hazırlıklıydık. KHK’lar, OHAL, kayyımlar aracılığıyla yönetebilen bir şeyin sanıldığı gibi kadir-i mutlak yahut güçlü olmadığını uzun zaman önce fark etmiştik. Tüm bu nedenlerden dolayı KHK ile karşılaştığımızda sessiz sedasız gitmemeye kararlı idik. KHK’larla yaratılmak istenen havayı, ürküntüyü boşa çıkartmak gerektiğini düşünüyorduk. 14 Temmuz’da çıkan KHK sonrasında 18 Temmuz’da bu tutumu bir eylemle somutladık. Neticede bizim nezdimizde bu KHK olabilecek en haksız, en gayri meşru uygulama. Ama bir o kadar da işlevsiz. Çünkü ne yapıyorsak yapmaya devam ettik, edeceğiz de.

 

- İktidar tarafından KHK cennetine çevrilen bir süreçte ihraç edildiniz ancak bir de İzmir’de büyük yankı uyandıran 120 işçinin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işten çıkarılma süreci var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

- İzmir Büyükşehir Belediyesi, son bir buçuk ayda sadece elde edebilecekleri bir ikramiyeyi almak için hukuka başvuran 120 işçiyi, performans ve verimsizliği gerekçe göstererek kapının önüne koydu. Sunulan gerekçeden bağımsız, herkes bu işçilerin mahkemeye başvurdukları için işten atıldığının farkında. Yani İzmir Büyükşehir şunu demeye getiriyor, bana karşı bir hak kırıntısı istemenin dahi, bunun için fiili bir mücadeleyi geçtik hukuka başvurmanın dahi cezasını keserim. Disiplin kurulu falan işletmeye de gerek yok, işçinin sözleşmesini tek taraflı fesh ederim. Şimdi bu anlayışın, hükmettiği devlet mekanizmasında amansız bir tasfiye operasyonuna girişen muktedirlerden yegane farkı ölçek.

Yani bunlar iktidardakilerin merkezi olarak yaptıklarının minyatürünü yerelde yapıyorlar. Tüm bu vesileler “sosyal demokratların” güya karşısında olduğu şeyin bir simetriği, CHP ve AKP’nin söz konusu emekçiler olduğu zaman aynı madalyonun iki farklı yüzü olduğunu gösteriyor. Ama tüm bunlarda yerel iktidarlara kendilerinin örgütlenmesi konusunda minnet duyan, onları yerel seçimlerde, toplu sözleşme imza törenlerinde “emek dostu, işçi dostu” diye pazarlayan sendika bürokratlarının da rolü büyük. Bu tutum işçileri hep bir yanılsamaya maruz bıraktı. İzmir Büyükşehir’in yaptığını Türkiye’de hangi sermaye grubu, hangi kurum, hangi işveren yapsa tepki çeker. Yapılan şeye de işçi kıyımı, yapanlara işçi düşmanı denirdi. Bu örnekte hala bir sitem, sitayiş var. CHP’li belediyelerin böyle şeyler yapmayacağına dair gereksiz bir inanış vardı. Hayat bu yanılsamayı sildi süpürdü.

 

“Dayanışma ile saldırıyı boşa çıkarabiliriz!”

 

- CHP ya da AKP iktidarı tarafın on binlerce işçi işlerinden oldu. Mevcut tabloyu nasıl görüyorsun, nasıl bir karşı koyuş örgütlenmeli?

- Yapılması gereken şey yaratılmak istenen havayı dağıtmak. İktidar ezilenleri, emekçileri az ve güçsüz olduğuna inandırmak istiyor. Gerçekse bunun tam aksi. Gezi’den 7 Haziran’a, 16 Nisan referandumundan Bursa’daki metal işçilerinin eylemlerine, Cerattepe’den Cizre’ye son 4-5 yıldır gördüklerimiz bize şunu anlatıyor; Tüm baskı politikalarına, karşı devrimci bir teröre, ellerinde son kalan şeye yani çıplak zora rağmen iktidar yönetemiyor. Ezilenler, emekçiler fırsat kolluyor, bir fırsatını bulunca sokağa çıkmaya hazırlanıyor. O yüzden az ve güçsüz olduğumuza değil, çok ve güçlü olduğumuza inanmalıyız. Eksikliğimiz hazırlıksız ve örgütsüz oluşumuz.

Şimdi biz yaşadığımız ihraçla bunun baş edilemeyecek bir şey olmadığını gösterme şansına sahip olduk. İşyerlerinde ziyaretlerimize devam edeceğiz. Gündelik mücadele hedeflerimizi de genel mücadele hedeflerimizi de koruyarak, işyeri meclisleri oluşturarak, daha önce ne yapıyorsak yapmaya devam edeceğiz. Bu KESK’in tek gerçek konfederasyon, bu şartlara direnen tek sendikal adres olduğunu göstermenin de yegâne yolu. Bize ve devam eden faaliyetimize bakanlar ihraçların bizde bir ürküntü yaratmak bir yana daha fazla insanın birbirine dayanışma içinde kenetlendiğini görürlerse KHK’ların amaçladıklarını boşa çıkartmamız mümkün olur. Bizim karşılaştığımız AKP’nin KHK saldırısı ve bunu yaşayan bizlerle İzmir’de işsiz kalan işçi arkadaşlarımızın mücadelesini de birleştirmek, iktidarın alternatifi olduklarını söyleyenlerin bu son örnekte görüldüğü üzere iktidarı gerçekten aratmadıklarını göstermek de önemli bir ödev olacak.  Özcesi, kapatılan kurumlardan meslek odalarına, sendikalarımızdan kitle örgütlerine tüm kurumlarımıza sahip çıkmak, bunların arkasında daha güçlü durmak bu sürecin esas işi. Kurumlarımızı hem saldırılara hem de yeni bir yükselişe hazırlık hale getirmek ve tahkim etmek için uğraşmalıyız. İktidarın yönetememe haline, derinleşen rejim krizine emekçiler cephesinden müdahalenin imkanlarını büyütmeliyiz.


Son Haberler

Özgür Gelecek yeni sayısı çıktı!

ozgur gelecek 151

Alt Menü