Kadın

Amed YDK ve tacize uğrayan arkadaşımız yalnız değildir!

Kadına yönelik cinsel şiddete karşı mücadelemizde önemli bir süreç içindeyiz. Bu süreçlere, kadın özgürlük mücadelesinin “kaçınılmaz” gerçekleri ve elbette yıpratıcı olduğu kadar öğretici ve olmazsa olmaz süreçleri olarak da bakmak gerekiyor. Ve elbette bu süreçler, ibretlik durumlar da ortaya çıkarmıyor değil.

Bilindiği gibi, bir süre önce, Amed’de Sedat Yurtdaş isimli avukat, yanında stajını yapmakta olan YDK’lı bir arkadaşımıza cinsel tacizde bulunmuş, bunun üzerinde sürecin getireceği birçok zorluğu da göze alan arkadaşımız, durumu örgütlülük ile paylaşarak tacize sessiz kalmama yolunu seçmiştir. Kabul edilmelidir ki, bu, örgütlü dahi olsa bir kadın için oldukça zor bir karardır. Nitekim, “normal şartlar altında” dahi zor olan bu kararı daha da zorlaştıran unsurlar mevcuttur.

Birincisi, adı geçen şahsın, demokratik, yurtsever kamuoyu tarafından yakından bilinen, siyasi bir kimliğe sahip “itibarlı” bir kişi olması, zaten kadına bakışta ikiyüzlülükle malul bir toplumsal gerçeklik içinde, okların yönünün kadın arkadaşımıza çevrilmesini getirebilmekte/getirmektedir.

İkincisi, kadın arkadaşımız ve örgütümüz, “itibarlı” olsun ya da olmasın, erkeğin kadına yönelik cinsel şiddetini meşrulaştırmaya hizmet eden “patriyarkal kardeşlik” de diyebileceğimiz erkek dayanışmasının-refleksinin hedefi konumuna gelebilmekte/gelmektedir.

Bunlar elbette öngörmediğimiz, hesaplamadığımız ve sadece bizim yaşadığımız bir durum değildir. Geçmiş süreçlerde de, özellikle mesele devrimci-demokratik kamuoyunda “itibarlı” görünen erkekler (Sine-Sen, KESK örnekleri hatırlansın) olunca, ne tür bir karşı-saldırı kampanyası yürütüldüğünü biliyoruz.

Başta feministler olmak üzere kadın mücadelesi yürüten örgütlenmeler sayesinde bugün burjuva-feodal hukukta bile tartışılabilen “kadının beyanının esaslığı” ilkesinin siyasi çevrelerde kendi dışındaki “olay”larda genel kabul görüyor olmasına karşın, mesele “itibarlılar” olunca bu ilkenin nasıl da zorlandığına tanık oluyoruz.

İlk anda, (daha önceki hemen hemen tüm olaylarda olduğu gibi) “yargısız infaz” yapmakla suçlanıyoruz. İyi de, çocuk istismarcılarını, “çocuğun rızası olduğu” iddiasıyla cezasız bırakan, kadının beyanında “açık”, “çelişki” bulmak için didinen yargının kararları ortadayken hangi yargı sonucu beklenecekti? Yoksa erkeğin “iftira”, “komplo” vb. iddiaları, “zamanlama manidar” söylemleri mi dikkate alınacak ve susmak mı tercih edilecekti? Peki ya kadının beyanları? Bizim savunduğumuz anlayış, bugüne kadar kadına dayatılan, iddiasını ispatlama yükümlülüğünü, “aradaki güç eşitsizliğini” temel nokta alarak, “güçlü”, “ezen”, “kadın üzerinde hak iddia eden” erkeğe yöneltmektir. Yani kimse (konumuz özgülünde) Sedat Yurtdaş’ın kendini savunma, aksini ispat etme hakkını elinden almamaktadır. Ancak bugüne kadar deneyimlerimizden biliyoruz ki, bu ispat çabası tacize uğrayan kadını karalamanın, tehditkar-saldırgan açıklamalar yapmanın, kendi “itibarlı” geçmişini ortalığa dökmenin, kadını sahiplenen, yanında yer alan devrimci ve demokratik kurumları tehdit etmenin ötesine geçmemiştir. Bugün de benzer bir süreç yaşanmakta, özellikle sosyal medya üzerinden ve şahsın çevresi tarafından tehditkar, saldırgan tepkiler almaktayız. Hatta, demokrat kimliği ile çokça övünen şahıs, YDK’nın açıklamasını yayımlayan devrimci, demokrat internet sitelerini tehdit edip dava açarak karşı hamle yapabilmektedir. Bunlar (anlayana) manidardır(!)

Bizim, YDK olarak, bu süreçte güvendiğimiz esas noktalar ne kadın arkadaşımızın Baro’ya yaptığı şikayet ne de savcılığa yaptığı suç duyurusudur. Bizim dayanak noktamız, Amed’de bugün yanımızda olduğunu söyleyen, kadın arkadaşımızı sahiplenen Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), Keskesor LGBTİ, Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Kadın Meclisi, Eğitim-Sen Amed Şubesi vd. kurumların dayanışmasıdır. Çünkü patriyarkal kardeşliği kıracak olan da budur. Amed dışındaki illerdeki YDK’lıların da, Amed YDK ve tacize uğrayan arkadaşımıza yönelik saldırılara karşı daha hızlı hareket ederek bu sürecin daha fazla parçası haline gelmesi önemlidir.  Yeni Demokrat Kadın ve arkadaşımıza yönelik karalama kampanyasının önünde duracak esas dinamikler harekete geçmediği sürece yalnızlaşma kaçınılmaz olmaktadır. Bu yüzden daha fazla cüret, daha fazla hareket, daha fazla dayanışma içinde olmalıyız.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu