MakalelerPusula

Bütünleşmek

Sınıflı toplumlar var olalı beri insanlık; kendisini sömüren, cendere altına alan gerici sömürücü sınıflarla mücadele için örgütlenmeye ihtiyaç duymuştur.

Bu zulüm saltanatına karşı mücadele ederken insanlığın örgüt biçimleri de çeşitli şekiller almıştır. Köleci toplumda Spartaküs kölelerden bir örgüt yaratarak zalim Roma İmparatorluğu’na baş kaldırmış; ardından feodal toplumda Pugacev topraksız köylülerden bir örgüt yaratarak derebeylerine ve çara karşı bir mücadele başlatmıştır.

Emperyalist-kapitalist sistemin egemen olduğu günümüzde ise insanlık yine bu gerici çembere boyun eğmemiş, buna karşı mücadele etmiştir. Bu sefer ellerinde yeni bir silahları vardır artık. Bu dönemde yeni aracın adı Komünist Partisi’dir.

Peki, nedir komünist partisini özel kılan? Elbette günümüzde her gün mantar gibi biten burjuva partilerden farkı her şeyiyle ortadadır. Bunların başında partiyi oluşturan her bir bireyin karşılık gözetmeden sadece halk sevgisini ortaya koyarak, “benim çıkarım halkın çıkarıdır” diyerek mücadeleye girmesidir. Yani parti bilincidir.

Komünist Partisinde her bir militan gönüllüdür. Bunun içindir katledilme, tutsak edilme pahasına ezilen halkımıza partisinin görüşlerini ulaştırmaları. Bunun içindir işkencehanelerde ser verip, sır vermeme gelenekleri. Bunun içindir bir alana gitmek için binlerce riski göze almaları; bunun içindir “bu işi yapmam” demeyi kendilerinde hak görmemeleri…

Kısacası her şeyin parti için, partinin de insanlığın kurtuluşu için olduğu bilincini yüzeye çıkarmak, pratikte uygulamaktır parti bilinci. Her anın, her pratiğin partiye ve devrime hizmet ettiğini unutmadan yaşamaktır. Ancak bu partiye tanrısal işlevler yüklemek de değildir.

Şairin dediği gibi “parti sensin, parti benim, parti biziz” diyebilmek yani partileşmek demektir. Mesela tek başımıza kalsak da, yanımızda tek bir yoldaş dahi olmasa da yine de partiyi hissetmek, partiyi örgütlemek, yaratmaktır. Onun iradesini insanlığın ve ezilenlerin kurtuluşunda çizdiği rotayı her şekilde, her şart altında uygularken aynı zamanda kendimizin bir uzvu ve hatta kendimiz olarak görmektir, unutmamak gerekir ki parti sadece birkaç kişi biraraya gelince oluşturulan basit bir birlik değildir. Veya sadece birkaç kişi var olduğunda değil herhangi bir yerde tek başımıza da temsil edebileceğimiz; duruşumuzla, olaylar karşında yaklaşımımızla, düşünce tarzımızla temsil edebileceğimiz bir iradedir.

Partizanların işkencehanelerde ser verip, sır vermeme geleneği gerek ülkemizden, gerekse de dünyada ezilen haklara onur, faşizme korku saldığı bilenen bir gerçektir. Nazi işkencehanelerine kanıyla “unutma ki sen bir komünistsin” yazarak ve her gün bu yazıya bakarak direnen Dimitrov’dan, Amed zindanlarında 90 gün boyunca her işkenceye rağmen ağzını mühürleyen, parti sırrını kanı pahasına koruyan komünist önder İbrahim Kaypakkaya’ya bu bayrak onurla taşınmıştır. Peki bu durum fiziki dayanıklılıktan kaynaklanan bir şey midir?

Tabii ki bu durumu tek başına açıklayamayacak metafizik bir yaklaşımdır. Bu tamamen parti bilinciyle kuşanmakla, partileşmekle alakalı bir durumdur. İşkencedeki militanın partiyi ve onun hizmet ettiği sınıfın ve amaçladığı hedefin bilincinde olmasıdır bu durum özeti.

Eğer bu bilince çıkarılmazsa yani bu büyük amaca duyulan güven yoksa bundan dolayı partiye güven yoksa veya partiyi kendi kişiliğinden bağımsız ele alma olursa fiziki dayanıklılığın hiçbir anlamı kalmaz. Bu durum sadece işkenceye direniş pratiğiyle somutlanan bir şey değildir. Militanın mücadele içersinde çıkan görevlere yaklaşımı ve bu görevler yerine getirilirken ortaya çıkan karşısındaki duruşu da bu bilincin somutlanmasıdır.

Elbette bağlılık sorgusuz sualsiz bağlılık demek değildir. Bu bağlılık hem her şeyiyle ona hizmet etmek, aynı zamanda ona kendinden bir şey katabilmektir.

Fikirlerin beyan edilmesi, yerine getirilse de hatalı olduğu düşünülen bir pratiğin sorgulanması, eksikliklerin düzeltilmesi aslında partiye yapılacak en büyük hizmettir. Eğer böyle bir ilişki geliştirilirse hem güçlü bir parti örgütü yaratılır, hem de bunu yaratabilecek sağlam militanlar ortaya çıkar.

Aksi takdirde partiyle militanın ilişkisi bürokratik bir amir-memur ilişkisine döner. Parti bilincini kuşanmak, partileşmek bir yandan

partiyi de geliştirmektir. Kısacası eğer devrime inanıyorsak bunun için mücadele gereklidir. Bu mücadele ise ancak saflarda örgütlü bir şekilde mümkündür.

Bunun için parti bilincini kuşanarak, partileşerek bu saflarda örgütlenmeli, Demirdağ yoldaşın dediği gibi; “Devrimin atak, fedakar ve bilgili kadroları olmalıyız.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu