Makaleler

Şehîd Namirin

9 Ocak günü Fransa’nın başkenti Paris’te üç yurtsever Kürt kadını, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez uğradıkları silahlı saldırı sonucu katledildi. Onlar yaşamlarını Kürt ulusunun özgürlük ve eşitlik davasına adamıştı. Üç yiğit kadın hem yurtsever hareketin hem de yurtsever özgür kadın hareketinin öncülerindendi. Özellikle PKK’nin kuruluş sürecinden bu yana 35 yılı aşkın bir süredir hemen her alanda aktif mücadele içerisinde olan Sakine Cansız’ın şehit düşmesi önemli bir kayıptır.

12 Eylül Askeri Faşist Cuntası sırasında Amed zindanında her türlü işkenceye karşı direniş bayrağını dalgalandıran Sakine Cansız’ın, sistemin kadına biçtiği role cepheden savaş açarak yaşamı boyunca izlediği militan çizgi, son derece öğreticidir.

Katliama dünyanın dört bir yanından böylesine büyük bir öfkenin açığa çıkmasının, Kürt halkının sokağa dökülmesinin esas nedeni de alınan kaybın ağırlığıdır.

Bununla birlikte saldırının Kürt ulusal sorununda “çözüm rüzgarlarının” estirildiği bir dönemde gerçekleşmiş olması kadar devletin verdiği tepki ve yaklaşım da bir o kadar önemli. Saldırının hemen akabinde henüz Fransız polisi olay yerini terk etmemiş ve soruşturma bile doğru dürüst açılmamışken, AKP’li Hüseyin Çelik konuştu: Örgüt içi infaz.

Hüseyin Çelik hiçbir somut bulguya dayanmadan kendisine gelen vahiyden değilse geleneksel Kürt düşmanlığından ileri gelen bir çıkışla katliamı “çözdü”. Çelik’in açıklaması egemen sınıf basını içinde beklenen işaretti. Hürriyet, Vatan, Yeni Şafak, Zaman, Cihan Haber Ajansı, Habervaktim gibi gazete ve siteler tıpkı Çelik gibi alelacele “katliamın şifreleri”ni, “örgüt içi infaz” rehberiyle çözmeye başladı.

Erdoğan, Çelik’in bu yorumuna “tarihsel bir perspektif” ekledi. 12 Ocak günü Anadolu Aslanları İşadamları Derneği’nin (ASKON) İstanbul Çırağan Sarayı’ndaki 8. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Tayyip Erdoğan, “mili birlik ve kardeşlik projesi” için muhalefetten destek beklediğini açıklarken katliamı “aydınlatmayı” da ihmal etmedi. Öldürülen yurtsever Kürt kadınları “teröristlikle“ suçlayan Erdoğan, hızını alamadı.

Amed zindanında uygulanan insanlık dışı uygulamaları protesto ederek 1982 Newroz’unda ölümsüzleşen Mazlum Doğan’ın, 28 Mart 1986 yılında Gabar’da çıkan bir çatışmada yaşamını yitiren Mahsun Korkmaz (Agit)in örgüt tarafından infaz edildiğini söyledi: “Mazlum Doğan, Mahsun Korkmaz, daha sayayım mı, örgüt içinde nice gençler kurşuna dizildi. Mezarları ailelerinden saklandı. Cansız’ın nişanlısı da örgüt tarafından infaz edilmedi mi? Bugün suçu devletin üstüne atanlar geçmişte örgüt içi infazları sorgulayamadılar. Failleri ne olursa olsun sürecin sabote edilmemesi için tedbirleri almaya devam edeceğiz.

Yaşanan katliam ve yapılan açıklamalar Kürt ulusal sorununda “yumuşadığı”, “temkinli bir bahar havası”nın oluştuğu, devletin meseleye “farklı bir biçimde” yaklaştığı vb. türünden yorumların hiçbir gerçekliğinin olmadığını gösterdi. Ya da bunlara da gerek yoktu, henüz hafızamızı yitirmedik.

Daha acısı taptaze yüreğimizi donduran Roboski katliamını unutmadık.

34 Kürt gencinin üstüne bomba yağdıran katliamı sonuna kadar savunan AKP değil mi? Roboski’de evlatlarını kaybeden ailelere, Kürt halkına hakaret eden Erdoğan değil miydi? Kürt ulusunun hiçbir talebini gündeme getirmeden doğrudan “silah bıraksınlar sorun çözülsün” açıklamalarını yapan devlet aklında değişen nedir?

amed yurtseverPKK lideri Abdullah Öcalan’la görüşen devletin Kürt ulusal sorununa yaklaşımında esas olarak değişen bir şey yok. “Çözüyoruz”, “merdiven stratejisi”, “yol haritası” vb. argümanlarla gürültü çıkarıp adım atıyormuş gibi yapan devlet, esas olarak Kürt Ulusal Hareketini tasfiye etmenin peşinde görünüyor.

Yakın zamanda Mehmet Baransu ve polislikten gazeteciliğe terfi eden Emre Uslu’nun, PKK’nin lider kadrolarının öldürülmesiyle örgütün dağılacağı yönlü öğütleri de resmi tamamlıyor. “Çözüm süreci sabote ediliyor” denilerek sahte timsah gözyaşları dökülse de yapılan açıklamalar devletin saldırının dışında olmadığını gösteriyor.

Ancak dost düşman bilmeli ki bunlar nafiledir! Osmanlı’dan günümüze Kürt ulusuna vahşet, katliam, acı ve gözyaşından gayrı bir şey vermeyen Türk hakim sınıfları ve efendileri, emperyalistler muratlarına eremedi. Türlü oyunlara ve dizginsiz vahşete karşın Kürt ulusu; dilini, kültürünü, özgürlük ve eşitlik düşlerini korumayı dahası büyütmeyi başardı.

Saldırı, gözaltı, tutuklama ve infazlara karşın Kürt halkının öncüleri komünistler, devrimci ve yurtseverler dağ başlarında, zindanlarda ve kentlerde direnişi daima büyüttü. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’de bu kavganın onurlu birer neferiydi. Ardıllarına, dostlarına, geleceği kazanmanın anahtarını bıraktılar aramızdan usulca ayrılırken; zafere olan inanç, halkımıza derin bir sevgi ve bağlılık!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu