Makaleler

Farklı bir bakış açısından: ULUSLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKI

Küresel mali krizin derinleşmesi sonucu, krizin en fazla hissedildiği bölgelerden birisi olan Avrupa’da çeşitli “ulusal” sorunları da beraberinde getiriyor. Öyle ki, krizin şiddetlenmesi ulusal birliklerini 19. yüzyılın sonlarında oluşturan İtalya, Belçika gibi ülkelerde bile ulusal birlikler çatırdamaya yüz tutmuş durumda. Genelde ulusların kendi kaderini tayin hakkı ekseninde değerlendirilebilecek gelişmeler olmakla birlikte belirli istisnalar da gözümüze çarpıyor.

Komünistler her şart altında ayrılma hakkını savunmazlar. Hatta denilebilir ki komünistler proletaryanın ve ezilen halkların birliğinden yanadırlar. Sınırların kaldırılmasını, ortak bir devlette örgütlenmeyi-ulusların kendi kaderini kayıtsız, şartsız tanıyarak- savunurlar. Lenin bu yaklaşımı evlilikte “boşanma hakkı”nın tanınması olarak formüle etmiştir. Ancak boşanma hakkının tanınması demek, her evliliğin bozulması, boşanmanın savunulması anlamına gelmez. Açıktır ki burada komünistler, proletaryadan, ezilen halklardan yana tavır koyarlar.

Bilindiği gibi ulusların kendi kaderini tayin hakkı, ezilen ulusun, ulusal eşitsizliğinin giderilmesi için formüle edilmiş bir taleptir. Doğallığında da kendi kaderini tayin hakkının özünü egemen olanın ayrılma hakkını oluşturur. Krizle birlikte Avrupa’daki meselelere bu bakış açısından yaklaştığımızda karşımıza “ilginç” örnekler çıkıyor.

Belçika ve İtalya örnekleri

Ayrılık rüzgârlarının son dönemde şiddetlendiği Belçika örneklerimizden ilkini oluşturuyor. Belçika bilindiği gibi Flaman ve Volanların bir “ulus” altında birleşmesinden meydana geliyor. Ancak her ne kadar Belçika’nın tarih sahnesine çıkışı 100 yıldan fazla olmuşsa da, iki kesim arasındaki çelişkilerin ortadan kaldırılamaması sonucu, Flamanlar ayrılma isteğini daha güçlü bir şekilde dillendiriyor. Burada temel mesele Flamanların ayrılma talebinin ulusların kendi kaderini tayin hakkını esasta içermemesidir.

Nüfusun yüzde 70’ini oluşturan Flamanlar (6 milyondan biraz daha fazla) GSMH’ya katkıları yüzde 76’dır. Belçika’nın sanayisinin yoğunlaştığı Flamanya’da aynı zamanda geniş verimli toprakların büyük kısmı da bulunuyor. İşsizlik oranı da Volanya’nın yarısı kadar. Bu şartlar altında Flaman burjuvazisi “inek gibi sağılma” metaforunu kullanarak, daha yoksul olan Volanya’dan ayrılma talebini dillendiriyor.

Her ne kadar ayrılma hakkı ekseninde değerlendirilebilecek bir gelişme gibi görünse de Flamanların Volanlardan ayrılmasının meşru ve haklı bir talebi yoktur. Zengin olan Flaman burjuvazisinin tüm bencilce, kâr oranlarını maksimize etme çabasının bir yansıması olan ayrılma talebi daha yoksul Volanların daha da yoksullaşmasıyla sonuçlanacaktır. Ayrılma talebinin ezilmişlikten, yoksun ve yoksul olmaktan değil, aksine zenginliğinden verilen paydan rahatsızlığından doğuyor.

Benzer bir gelişmeyi de siyasi birliğini 1800’lerin ikinci yarısında gerçekleştiren İtalya’da gözlemliyoruz. Küresel mali krizin vurduğu ülkelerden birisi olan İtalya’da da “ulusal” sorunlar gün yüzüne çıkmış durumda. Buradaki burjuvazinin ayrılıkçı partinin (Kuzey Birliği) argümanı da “fakir ve tembel güneylileri, zengin ve çalışkan kuzeylilerin sırtından indirmek”.

Ancak İtalya’daki örnek diğerlerinden biraz daha farklı. Belçika Flamanları ayrılık talebini dillendirirken, coğrafya anlamında da Flamanların ve Volanların sınırları açık ve nettir. Aynı şekilde İspanya’da bağımsızlık isteyen Katalonların da sınırları belirgindir. Ancak İtalya’da ayrılık isteyen Padanya’nın ise coğrafi sınırları bile belli değildir. Ancak Padanya’nın kapladığı alan kuzey ve orta İtalya’yı da içine alacak bir alanı kapsıyor. Bu durumda da nüfusun yüzde 55’ini (33.3 milyon) barındıran bölge GSMH’nin de yüzde 60’ını karşılıyor. İşsizlik de yüzde 4.2 ile İtalya’nın ortalamasının yarısından daha az. Ekonomik krizde burjuvazinin kâr oranlarının iyice düşmesinden kaynaklı “isyan” bayrağını açan Kuzey Birliği Partisi lideri Roberto Maroni “Güney İtalya’nın Yunanistan’dan bir farkı yok. Artık yeter.” derken, şimdiye kadar sömürdüğü Güney İtalyanları, kriz sürecinde “kaderlerine” terk ediyorlar.

Komünistlerin ulusal sorundaki ikili görevleri

Komünistler ulusların ayrılma hakkını tanırken, bu hakkın tanınmasının altında ulusların daha fazla kaynaşması, birleşmesi yatar. Zorla birliğin, gönüllü birliğin zeminini ortadan kaldırdığından her türlü zorla birleşmeye karşı durmak komünistlerin ulusal sorundaki temel görevlerinin başında gelir. Ancak komünistlerin ulusal sorundaki tek görevi bu değil. Flamanya örneğinde olduğu gibi halklar arasındaki dayanışmayı ortadan kaldıran, ulusları ve halkları zor zamanlarında yalnız bırakan, onlarla eşit bir temelde dayanışmaya ve birleşmeye karşı duran böylesi tavırlar karşısında da mücadele etme görev ve yükümlülükleri vardır. Bunlar proleter demokrasisinin ulusal meseledeki izdüşümünü oluşturur. Bir kez daha görüyoruz ki, uluslar ve halklar arasındaki sorun ve çelişkiler kapitalizm şartlarında ancak geçici bir süre ile çözümlenebilir. Sorunun kalıcı çözümü ulusların bir yandan ayrılma hakkını tanırken, öte yandan sınırları ortadan kaldıracak, ulusları ve halkları kaynaştıracak, iç içe geçirecek bir iktidarın kurulmasıyla mümkündür.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu