Güncel

GÜNCEL | Amed’de eşzamanlı iki nöbet tesadüf mü?

Ezilenlerin kayyıma karşı koyuşunun taşıdığı birlikte mücadele ruhunu bu nöbet eylemi ile yok etmeye çalışan devlet, toplumsal kutuplaştırma siyasetini aleni bir şekilde ortaya koyuyor.

Amed haftalardır süregelen iki eylem ile gündemde olmayı sürdürüyor. Biri 19 Ağustos 2019 tarihinde Wan ve Mêrdîn Büyükşehir Belediyeleri ile Amed Büyükşehir Belediyesi’ne atanan kayyımlara karşı halkın iradesine sahip çıkmak üzere polis saldırılarına karşı sürdürdüğü protesto eylemleri, bir diğeri ise 2 Eylül 2019 tarihinden bu yana Amed HDP İl Binası önünde çocuklarının dağa kaçırıldığını iddia ederek polisin yemek ihtiyaçlarını dahi karşıladığı nöbet başlatan aileler.

Bu iki eylemin eş zamanlı olması sadece tesadüf mü? Kayyım atamalarının hemen ardından devletin desteğinin açık olduğu; HDP İl Binası önünde başlatılan nöbetin taşıdığı anlamı sorgularsak altından yine aşina olduğumuz gerçekler çıkıyor: Toplumsal kutuplaştırmayı derinleştirmek, şovenizmi körüklemek, ezilenlerin mücadele kanallarının meşruluğunu silikleştirmek ve hatta bu kanalları yok etmek.

 

Bir kayyımdan diğerine giderken…

2016’da Amed Büyükşehir Belediyesi eski eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın yerlerine kayyım atanmış, bir süre sonra da iki eşbaşkan tutuklanmışlardı hatırlayacağımız üzere.

Aynı tarihlerde pek çok DBP’li belediyede aynı durum yaşanmış, onlarca belediye eşbaşkanı yerlerine atanan kayyımların ardından tutsak alınmışlardı. Belediye eşbaşkanları bugün yüzlerce yıla varan hapis cezası istemleri ile yargılanmaya devam ediyorlar.

Aradan 3 yıl geçti. Bu 3 yıl boyunca atanan kayyımların Kürt ulusunun iradesine dönük saldırı olduğunu; aslolanın ezilen bir ulusu teslim alarak kimliksizleştirme, haklı mücadelesini yok etmeyi koşulladığını birçok yazımızda ifade ettik.

31 Mart Yerel Seçimleri’nde ise bütün gözaltı, tutuklama ve infaz şeklinde can bulan saldırı politikalarına karşı öncesinde kayyım atanan belediyelerden yine HDP’li belediye eşbaşkanları kazanarak çıktı. Bunlardan biri ise Amed Büyükşehir Belediyesi oldu. Halkın parası ile Amed Büyükşehir Belediyesi binasını saray haline getiren kayyımın ardından seçilen eşbaşkan Adnan Selçuk Mızraklı yayımladığı video ile bunları bir bir teşhir etmiş; kayyımdan önce halkın talep ve görüşlerini aktarmak üzere hazırlanan ortak alanlardan birinin kayyımın altın varaklarla işlenmiş özel banyosu haline getirildiğini gözler önüne sermişti.

Halkın sırtından aldığı paralarla şatafatlı yaşam süren ve belediyeyi borç batağı içinde bırakan kayyıma yanıtını 31 Mart’ta veren halk, 19 Ağustos günü yeni bir kayyım ataması ile karşılaşınca haftalardır süren protesto eylemlerinin başlangıcını ilk günden itibaren vermiş oldu.

Sokakları, polisin tüm saldırı ve baskısına rağmen terk etmeyenler, TOMA’nın tazyikli suyu, polisin copuna karşı omuz omuza direnenlerin eylemlerindeki ısrarı; salt verdikleri oya sahip çıkmak için değil, alıkonan iradelerine, kimliksizleştirme-yok sayma politikalarına karşı gerçekleştiriyorlar.

Bu sebepledir ki sadece Amed, Wan ve Mêrdîn halkı değil, birçok alanda kitleler tüm saldırılara karşı göğüs geriyorlar. Yaşadıkları şehirlerin sokaklarını bırakmayanlar, Kürdün iradesini yok etmek, kendi Kürdünü yaratmak üzere saldırı politikalarını boyutlandıranlara karşı koyuyorlar.

 

Yemeği-suyu devletten bir nöbet!

Saldırıların taşıdığı boyutun bir göstergesi de Amed HDP İl Binası önünde devlet destekli olduğu aşikar olan nöbetler… Ezilenlerin kayyıma karşı koyuşunun taşıdığı birlikte mücadele ruhunu bu nöbet eylemi ile yok etmeye çalışan devlet, toplumsal kutuplaştırma siyasetini aleni bir şekilde ortaya koyuyor.

Bu anlamda burjuva medyayı da etkin bir araç olarak kullanan devletin bu aleniyetine Yeni Şafak Gazetesi örneğini vermek bile yeterlidir. Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak Gazetesi muhabirlerinden Aybike Eroğlu Ankara’da faaliyet gösteren bazı kadın kurumlarını arayarak emniyetin yönlendirmesi ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır İl Örgütü önünde bekleyen ailelere destek açıklaması isterken kadın kurumlarından beklediği açıklamayı alamayan Eroğlu “Derneklerin maskesi düştü” şeklinde bir habere imza atmıştı.

Yeni Şafak Gazetesi’nde can bulan bu durum, devletin yaratmaya çalıştığı kutuplaştırma politikalarının sadece bir izdüşümüdür.

AKP-MHP eliyle nöbete destek veren-vermeyen şeklinde bir ayrım yaratan, buradan şovenizmi körükleyen TC devleti, esas olarak kendi bekasının sarsıntılı hallerini yine gündeminde tutuyor.

Bekasının ezilenlerin ortak mücadele hattı ile zeval göreceğinin, hatta yerle bir olacağının farkında olan TC devletinin bu politikası biliyoruz ki ilk değil. Nitekim bunun en bariz örneği Suruç ve Ankara katliamlarıdır. Gezi İsyanı ve Rojava’nın yarattığı ortak mücadele hattına dönük bu katliamlarla yükseltilen şovenizm dalgasına denk düşen devletin saldırı politikaları mücadele sürdüğü sürece de son bulmayacak.

Sonuç olarak Amed HDP İl Örgütü önünde gerçekleştirilen nöbette sorulan “Çocuklarımız nerede?” sorusunun esas muhatabı TC devletidir.

Sorunun cevabı Cumartesi Anneleri’nin akıbetini öğrenmek istedikleri çocuklarının faillerinde ve bu failleri yaratanlara karşı mücadelenin meşruluğunda yatmaktadır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu