Makaleler

Hukuk Kalpazanlığı ya da Burjuva Hukuku

Egemenlerin, değişen dünyanın değişen gereksinimlerine cevap verememekte olduğunu bir kez daha ve olanca çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Çünkü egemenler arasındaki çıkar esasına dayanan burjuva hukuk, burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden bir araçtır. Marks, “Her üretim biçimi, kendine özgü hukuksal kurumlarını; kendi yönetim tipini vb. yaratır.”(1) diyerek hukukun burjuva kurum olduğunu tanımlamaktadır.

Engels’in Kautsky ile birlikte kaleme aldığı hukukun yapısı üzerine aşağıdaki uzun alıntıyı konunun anlaşılması açısından paylaşmakta yarar görüyorum.

Ortaçağda dünya anlayışı temelde tanrı bilimciydi. Avrupa dünyası birliğinin potası Katoliklik olmuştu. “Sadece düşünsel bir güç değildi bu, “ Her şeyden önce feodal ve hiyerarşik biçimde örgütlenmiş ve toprağın yaklaşık üçte birinin sahibi olması sıfatıyla, her ülkede “feodal örgütlenme içinde çok büyük bir siyasal gücü elinde bulunduran kilise” gerçek bir bağ yaratıyordu. “Feodal toprak sahipliği ile kilise, feodal örgütlenmesi dinsel olmayan feodal devlet sistemini dinsel olarak kutsuyordu. Ayrıca papazlar sınıfı tek eğitilmiş sınıftı.” Kilisenin bu baskın konumu düşünce yapısına da tanrıbilimci doğmanın damgasını vuruyordu. “Her düşüncenin hareket noktasının ve temelinin kilise doğması olması gereği doğal bir şeydi. Hukuk, doğa bilimi, felsefe, her bilgiye uygulanan ölçü aynıydı: içeriği kilisenin öğretimine uyuyor mu uymuyor mu?

Ancak “feodalizmin ölçülerine göre biçilmiş Katolik dünya anlayışı”, feodalitenin bağrından doğan yeni sınıf burjuvazi ye “onun üretim ve değişim koşullarına” yeterli gelmemeye başlamıştı. Burjuvazinin kendisine dar gelen bu çerçeveden çıkışı birden gerçekleşmemiştir. Burjuvazi “uzun süre tanrıbilimin tutsağı olarak kalmıştır …. On üçüncü yüzyıldan on yedinci yüzyıla kadar, dini sloganlar altında yürütülen bütün reformlar ve savaşımlar, teorik yönden eski tanrıbilimci dünya anlayışını yeni ekonomik koşullara ve yeni sınıfın durumuna uygun hale getirmek için burjuvazinin ve kent halkının ve bunların müttefikleri olan isyancı köylülerin yinelenmiş girişimlerinden başka bir şey değildir.” Ancak tanrı bilimsel dünya anlayışını, yeni sınıfın ihtiyaçlarına uydurma çabası yürümemiş “dinsel sancak İngiltere’de son kez olarak 17. Yüzyılda dalgalanmış v e henüz elli yıl sonra burjuvazinin klasik yeni kavramı hukuksal dünya anlayışı Fransa’da açıkça sahneye çıkmıştı.”2

O halde hukuk hakim sınıfların kendi egemenliğini sözde demokratiklik altında kapitalist ülkelerde burjuva hukuk sistemin tahakkümüne bırakır. O nedenle bu ülkelerde, burjuvazinin hukuku burjuva çıkarlarının korunması aracıdır. Bu mal varlığının ve ticaretin her türlü değerin üstünde yer alması esasına göre kurgulanmış bir sistem olarak var olur.

Marksizm, hukukun devletle eş değer olduğu ya da devletin kendi sınıf baskılarını egemen hale getirerek sözde objektif, özde burjuva ideolojisinin korunmasını amaçlar. Bu amaç devlet olma ve sözde demokrasi dağıtmak üzere vücuda getirilmiş doğruları bulma işi olarak yansıtılmıştır. Oysa doğruları bulmakla değil, mülkün ve ticaretin kutsallığını korumaktan başka amaçları yoktur. Hukuk bu amacı korurken, kendini garantiye alacak kadarlık özgürlüğü ön gören bir kurallar sistemi olarak karşımıza çıkar.

Adalet mülkün temelidir.’ sözü mülkiyetin sözde evrensel yasalar denen hukuk diktasıyla korunmasıdır. Adalet mülkün temeli değil, mülksüzlük adaletin korunmasının temel insani yoludur diyebiliriz. Bu ifade apaçık, burjuva hukukunun amacını gözler önüne sermektedir.

Marksizm hukukun tıpkı devlet gibi ortadan kalkacağını savunur. Marks, hukukun kapitalist ülkelerde burjuva yasalarının demokratik kılıfını oluşturan ve burjuva devletiyle birlikte yok olacağına işaret etmektedir. Ayrıca Engels’in yukardaki açıklaması da konuyu bütün çıplaklığıyla açıklamaktadır. Özetle hukukun sınıfsal temelde gelişen bir yapı olduğunu ve eğer sınıflar ortadan kalkarsa hukukunda ortadan kalkacağı yargısına varmaktayız.

Eğer hukuk devletin bir erkiyse, devlet hangi sınıfın malı ise hukukta o sınıfın aracı olacaktır. Lenin, devletin ve demokrasinin aynı şeyler olduğu ve devlet burjuvazinin ise demokraside burjuvazinin kendini özgür kılma demokrasisi olacaktır. Dolasıyla sözde eşit görüne hukuk da aynı yol ve yapıyı izleyecektir. Bu durumda hukuk geleceği olmayan ve gelecekte yok olarak devletsiz, demokrasisiz, sınıfsız topluma evrilecektir.

Yani gerek demokratik devrim, sosyalist devrim sonrası kurulan devletlerde hukuk olacaktır. Ancak, bu hukuk, burjuva hukuku değil, proleter hukuk olacaktır. Temeli mülk olan hukuk değil, temeli, insan olan ve emeğin hakkına dayanan, hukuk yapısı yer alacaktır.

Başka bir ifade ile günümüz hukuku, bir mutlu azınlıklar hukukudur. Yani nasıl burjuva devlet azınlık devleti ise onların hukuku da azınlık hukukudur. Bu durum azınlıklığın haklarını korumayı hedefler. Başka bir değişle emeğiyle üreten çoğunluğun haklarını sözde objektif, özde sübjektif olarak ela almanın ve demokratik yollarla gasp etmenin yöntemler bileşkesi burjuva hukuktur.

Konuyu daha sağlıklı açıklamak adına Stalin gözetiminde 1949 yılında SSCB Bilimler Akademisi Hukuk Enstitüsü tarafından yayımlanan Devlet ve Hukuk Kuramı adlı ders kitabı, 1938 toplantısına atıf yapmakta ve on bir yıl öncekine benzer terimlerle şu “hukuk” tanımını vermektedir:

Hukuk, egemen sınıfın iradesini yansıtan, egemen sınıf için uygun ve faydalı usulleri ve ilişkileri geliştirmek, güçlendirmek ve korumak amacıyla uygulanması devletin zorlama gücü tarafından temin edilen, devlet gücü tarafından konmuş veya yaptırıma bağlanmış, davranış kuralları (normal)toplamıdır.”

O halde hukukun üstünlüğü gibi uydurma bir kavramın halkı aldatmak ve ülkemizin yapısının bir sonucu olarak faşizmi gizlemek için kullanılan bir uydurma söylemidir. Ülkemizin içinde bulunduğu bu gün ki koşullarda sorunun bireylerde olduğu hukukun üstünlüğü, kutsal çatısı altında herkesin önünde eğilmesi gereken kutsallar kutsalı, dokunulmaz hukukun varlığından bahsediliyor. Oysa bu tamamen yanıltıcıdır.

Bunlar artık her yanıyla kokuşmuş, işlevini yitirmiş, egemen ideolojinin tüm kurumlarının çöküşünün resmidir. Bu pislikler içinden, kutsallaştırılan ve halka yutturulmaya çalışılan sözde tarafsızlık ve eşitlik yolunun eğmen hukuk korunmasında aranması çok acıdır.

Halkımız bunu er geç tarihin acımasız terazisinde sonsuza dek mahkum edecektir. Çünkü artık tüm kurumlarıyla iflas etmiş bir egemen devlet vardır. Son çırpınışlarıyla hukukun boynundaki hamuta sarılmaya ve düşmemeye çalışmaktadırlar.

Ama atın yürümeye takati kalmamıştır. Bu gidişle sarıldıkları hamutun altında kalarak ezileceklerdir. Bizlerin görevi burjuva-feodal hukuku, özgürlük ve demokratik devrim açısından en gelişmiş düzeye sürüklemektir. Böylece devrimci savaşımın hukuksal mücadelesinde daha geniş hak yaratmak amaçlanmalıdır. Ya da burjuva-feodal devlet sistemi içinde yaratabilecek en geniş hukuksal demokrasiyi zorlamalıyız. Bu devrim için gerekli ve önemli bir eylemdir.

1.Marks- Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi

2.Engels/Kautsk’nin 1887 yılında Neu Zeit’da yayımlanan “Hukukçular Sosyalizmi” başlıklı yazısı

Bir Ö-G Okuru

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu