Makaleler

Kaza değil, cinayet!

2013 yılının ilk günlerinde Zonguldak Kozlu Maden Ocağı’nda 8 madenci hayatını kaybetti.

Devlet ve başbakan bu tür durumlarda “madencinin kaderi” dese de bu göz göre göre işlenen bir cinayettir.

Tıpkı diğer iş cinayetlerinde olduğu gibi bunun sorumlusu da daha fazla kar isteyen patronlar ve onların kar hırsının esiri olan ve bu daha fazla kar amacına hizmet eden devlet ve hükümet yetkilileridir.

2012 yılında resmi kayıtlara “iş kazası” olarak geçen olaylarda 878 kişi hayatını kaybetti.

Kayıtlara geçmeyen cinayetlerin de eklenmesiyle gerçek rakamın çok daha fazla olacağı aşikârdır.

Bu ölümlerden 77’si madencilere ait.

Madenciler 2013 yılına 8 kurban vererek başladılar.

Kozlu’daki madenciler daha göçük altından çıkarılmamışken, 11 Ocak’ta bu defa Zonguldak Gelik Maden Ocağı’nda göçük yaşandı ve 1 madenci hayatını kaybetti.

Kozlu’da, 1992’nin 3 Mart’ında 263 madencinin grizu patlamasıyla hayatını kaybetmesinden bu yana ne Kozlu’da madencilik sektörü özgülünde Türkiye’de değişen bir şey olmadı.

Maden işletmelerinde işçi ölümlerini engellemek için yapılacak yatırımlar oldukça pahalı.

Patronlar bu yatırımları yapmaktansa ölen işçi ailelerine 3-5 kuruş tazminat ödeyip, aileden birini işçi olarak alma rüşveti ile aileleri susturmayı tercih ediyor.

Kozlu’daki son kazadan sonra basına yansıyan röportajlardan madencilerin anlattıklarından iş güvenliğinin seviyesi de anlaşılıyordu.

Metan gazının ölçümünü yapacak cihazların olmayışı, işçilerin çizme, baret, maske gibi ihtiyaçlarını kendi ceplerinden karşıladıkları; madende sağlıklı ilerleme için yapılacak betonlamalarda, normalde betonu sıkıştıran makinelerle betonlama yapılması gerekirken burada bu işin işçilerce kürek aracıyla yapıldığı basına yansıdı.

Bir yanda iş güvenliği, teknolojinin geldiği aşama, diğer yanda MHP Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in eşi Şafak Sırrı Demirel’e ait taşeron firma ve onun kar hırsı. Bu taşeron firmanın kar amacıyla yaptığı şeyler bunlarla da sınırlı değil.

Patlamanın yaşandığı madende çalışan Ayhan Gökgöz adlı işçinin Birgün Gazetesi’ne verdiği röportajda “Eylemler yaptık, 15 gün 17 gün inmedik ocağa. Sonunda 600 lira olan maaşımızı 800 liraya çıkardık” diye ifade ettiği gibi ağır bir artı-emek sömürüsü yanında yukarıda belirtilen tedbirlerin alınması, donanımın sağlanması halinde bile tüm bunları anlamsızlaştıracak bir ücretlendirme biçimi uygulanmaktadır.

O da metre başı ücretlendirme biçimidir.

Emek gücünün azami kullanımını hedefleyerek artı-emek sömürüsünü daha bir ağırlaştıran bu ücretlendirme biçiminin iş kazaları ve cinayetlerindeki etkisini; “Metre hesabı olduktan sonra dikkatli çalışmak mümkün değil. Düşünün adam 30 metre ilerleme yapsa bin lira alacak. 35 metrede 1100 lira alacak. 40 metrede 1200 lira alacak. Bu maaşla çalışan için 200 lira büyük para. Ama neyin karşılığında? Bir ayda 40 metre ilerleyeceksin ama karşılığında en az ömründen beş ay gidecek”, “Her 2-3 günde bir kaza olur madende. Ya beliniz tutulur, ya parmağınız ezilir ya da ayağınız sıkışır bir kaya parçasının altında. Çünkü aceleyle çalışıyoruz. Seri olmak zorundayız. Bize daha çok ekmek kazandıran güvenlik değil, çok iştir” şeklinde açık ve çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

 

60188-nurdagi-nda-maden-ocaginda-gocukCinayetin Belgesi Sayıştay Raporu!

Devletin madencinin bu durumundan haberdar olmaması gibi bir durum da söz konusu değil.

Zira tüm bu süreci cinayet haline getiren de, her şeyin biliniyor olmasına rağmen hiçbir şey yapılmamasıdır. 2011 yılında Sayıştay Kozlu Madeniyle ilgili bir denetim yapıp durumu raporlaştırır.

Raporun kendisi cinayetin belgesidir aynı zamanda.

Bu nedenle biraz uzun da olsa bu belgeden bir alıntıyla işlenen cinayeti daha net görmekte fayda var.

Sayıştay, Zonguldak’ta 8 madencinin ölümüne yol açan TTK Kozlu Maden Ocağı İşletmesinin ihalesini alan Star firmasının eksiklerini raporunda şöyle sıralıyor: “Firmanın; galerileri yeterli topografik ölçü olmaksızın, istikamet iplerine dikkat etmeksizin standartlara uygun olmayan bir şekilde ilerlettiği, iş güvenliği açısından gerekli olan sayıda ve nitelikte (su, derinlik ve gereksinim olarak) sondaj yapmadığı, ihtiyaç duyulan sayıda ve nitelikte deneyimli işçi çalıştırmadığı açıkça görülmektedir. Firmanın iş güvenliğine yönelik gereken önlemler konusunda da hassasiyet göstermediği, bu arada vahim bir olayla karşılaşılmasının tamamen tesadüf olduğu görülmüştür. Uyarılara rağmen istenilen sertifikalara sahip madenci baş lambalarının kullanılmadığı, kömüre 2 metre yaklaşıldığının tespit edilmesine ve metan gazı degajı (püskürtme) riskine rağmen degaj sondajı yapılmaksızın ilerleme yapıldığı (8 madenci metan gazının püskürmesine (degajına) bağlı olarak oluşan göçük nedeniyle hayatını kaybettiler. Ö.G.) 560 Kılıçlar lağım arının kontrol (pilot) sondajının bulunmadığı [bahsi geçen lağım ölümlerin yaşandığı yer aynı zamanda. Ö.G.] ateşleme sırasında çalışanların sığınacakları mahal bulunmadığı, yüklenicinin de arızalı olması nedeniyle arındaki degaj sondaj deliğinin görülemediği arından 240 metre geriye doğru vantüpte yırtıkların olduğu, metan sensörünün arından 45 metre geride olduğu, lağım ateşleme tellerinin demir bağların arkasından ve etkili olarak çekildiği, enerji kablolarının patlamaya yol açacak şekilde eklemeler yapıldığı ve uçlarının açıkta bırakıldığı…”

8 maden işçisi bu kadar açık bir cinayetin kurbanıyken Türkiye Taş Kömürü Kurumu (TTK) göçükten 2 gün sonra bir genelge ile suçu işçilere mal ediyor ve bu durumu işçilerin işten çıkarılması için bir gerekçe olarak kullanacaklarını ilan ediyordu.

Genelgeye göre maden işçisi sağa-sola olan borçları nedeniyle işine konsantre olamadığı için bu tür kazalar yaşanıyordu.

Bunları engellemek için de TTK, borçları nedeniyle ücretlerine haciz konulan işçileri eğer 1 yıl içinde bu haczi kaldırmazlarsa, yani borçlarını ödemezlerse işten çıkaracak.

Türkiye’de son on yılda kredi borcu 86 kat, kart borcu 16 kat artmış durumda.

İnsanlar çaresizlik nedeniyle, böylesine olumsuz koşullar altında madende çalışmayı kabul ediyorlarken, onların emeğine 600-800 TL değer biçip onları yokluk ve yoksulluk girdabına mahkum edenler şimdi de kendi sömürülerinin sonucu olarak oluşan borçları gerekçe göstererek işçiyi işsiz bırakmanın peşindeler.

Böylece yeni işsizler ordusu yaratılıp, daha az ücretle daha olumsuz koşullarda çalışabilecek işçiler yaratma peşindeler.

 

İşçiler Ölüyor, Onlar Kazanıyor!

Sadece 2012’de 77 madenci iş cinayetleri ile yaşamını yitirdi.

300’e yakını yaralandı, sakatlandı.

Aynı yılda madencilik sektörü yıllık ihracatını %8,2 artırdı ve 4 milyar 182 milyon dolara ihracatını çıkardı.

Patronlar böyle kazanabilmek için emek gücünün azami kullanımını zorunlu kılan metre başı ücretlendirme biçimiyle artı-emek sömürüsünü yoğunlaştırıp, ayrıca hiçbir güvenlik masrafı da çıkarmıyorlar kendilerine.

Her zamanki gibi en ucuz olan yolu tercih ediyorlar; İşsizler ordusundan sürekli temin edilebilen işçileri harcıyorlar!

Devlet ve hükümet de onların önündeki engelleri kaldırmakla meşgul.

Son genelde bunun en iyi kanıtı durumunda.

İşçiler, emekçiler olarak, omuz omuza verip bu sömürü çarkını kırmadıkça, örgütlenip haklarımızı almak için kararlı bir direniş tavrı almadıkça kanımızdan beslenenleri durdurmamız da mümkün olmayacaktır.

 

(Bir ÖG okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu