Manşet

“Komşularla sıfır sorun”dan “sıfır sorunsuz komşuya” CÜRMÜ MEŞHUT

Bilenler bilir. Türkçede cürmü meşhut diye kullanılan bir ifade vardır. Genellikle yolu hapishaneye düşen ya da bir vesileyle “bağımsız” Türk yargısıyla tanışan herkesin bilebileceği bu ifadenin anlamı “suçüstü” demektir. Cürmü meşhut hâlinde yakalamak ise; bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak anlamına gelir.

22. 06. 2012 günü Türk Hava Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı Suriye’nin Lazkiye şehri yakınlarında, “Suriye hava sahasını ihlal ettiği” gerekçesiyle Suriye uçaksavar bataryaları tarafından düşürüldü. Bu olay sonrası TC devleti tüm “yetkili ve etkili” birimleriyle toplantı üstüne toplantı yaptı. “Türk devlet adamları”nın Aziz Nesin’in o çokça bilinen politikacısına nazire yaparcasına ortalıkta dolaşan zevatı yaptıkları açıklamalarda: “Jet uçaklarının deniz üzerinde uçarkenki sürati düşündüğünüzde, sınırlara kısa mesafeli olarak girilip çıkılması rutindir biraz.” (Cumhurbaşkanı A. Gül 23.06.2012) “Detay bilgilerle ilgili olarak, orada mıydı ve ne oldu da eğer oradaysa oraya geçti. Bu konuda henüz elimizde kesin bir bilgi yok. Şimdi yapacağımız toplantıdan sonra bunlar ortaya çıkar.” (Başbakan T. Erdoğan.

23.06.2012) “Suriye uçağı niçin düşürdüğünü açıklamalı.” (Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 23.06.2012) “Bu eylem kabul edilemez… Türkiye’nin bunu içine atması mümkün değil.” (Sosyal Güvenlik Bakanı, F. Çelik, 23.06.2012) gibi beyanatlarda bulunurken, yaşanan şaşkınlıktan olsa gerek her koşulda Zübük’e taş çıkarıyorlardı.

 

Sömürüde, katliamda, vahşette “model”

Aslında TC devletinin Suriye karşında düştüğü durum tam da “cürmü meşhut”a karşılık geriyor. Burjuva-feodal basın tarafından ne kadar manipüle edilmeye çalışılırsa çalışılsın ortaya saçılan gerçekler bunu gösteriyor. TC devleti suç üstü yakalanmıştır. Başta “dünya lideri” olduğu her fırsatta dile getirilen “büyük usta” Tayyip Erdoğan olmak üzere hemen herkesin yaptığı ilk açıklamalarda bu suç üstü durumunun etkisi çok açıktır.

Gerçi ihtiyaç yok ama TC devletinin dünya halkları nezdinde bilinirliği/tanınırlığı vardır. Ve bu durum hiç de TC devleti yetkililerinin propaganda ettiği gibi iyi bir örnek, bir rol modeli değildir! Ezilen dünya halkları TC devletinin geçmişte Osmanlı zulmünün, günümüzde ise başta ABD olmak üzere emperyalizmin, NATO aracılığıyla jandarmalığının farkındadır. Bu anlamıyla TC devleti yetkililerinin Suriye ile ilgili NATO’nun 5. maddesini dillendirmeleri boşuna değildir. Uşaklık sadece maddi değil ruhlarına işlemiştir! Türk hakim sınıflarının model olduğu bir durum varsa o da ancak sömürüdür, katliamdır, vahşettir. Tevekkeli boşuna değil kimi Afrika, Ortadoğu, Kafkasya ve Asya ülkelerinin subay ve emniyet yetkililerinin eğitilmesi!

Emperyalistler tarafından TC devletinin rol modeli olarak önerilmesi, ülkemizdeki örneği ancak 19. yüzyıl İngiliz vahşi kapitalizminde görülebilecek sömürü düzeyi ve koşullarından, Kürt ulusu başta olmak üzere her türlü demokratik hak talebinin zorla, katliamla bastırılmasından kaynaklıdır. Böyle olur TC’nin “ileri demokrasi”si! Kabul ederseniz!

Etmezseniz ne olur? Türkiye hapishanelerini, ara maltalara kadar dolduran onbinlerce “terörist”ten biri olursunuz! Türk hakim sınıfları ne kadar övünse azdır. Kolay değil bu kadar zulümle ayakta kalmak! Hele hele bölge ülkelerine ve özellikle de halklara rol model olabilmek!

 

Komşularla sıfır sorun mu?

TC devletinin AKP yöneticileri tarafından propaganda edilen “model ülke” olma esprisi kamuoyu tarafından bilinen haliyle “Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanlığı” ile ilgilidir. Başta TC Dışişleri Bakanı A. Davutoğlu olmak üzere neredeyse tüm AKP yetkililerinin zihin dünyasındaki hayal olan “Neo Osmanlıcılık” ile birleşen bu “stratejik derinlik” anlayışı; “komşularla sıfır sorun”dan, gerçekte Türk komprador burjuvazisi ve büyük toprak ağalarının emperyalizm uşaklığı ve bu role uygun olarak bölgedeki çıkarlarını sağlama anlayışıyla “sıfır sorunsuz komşuya” evrilirken, gelip dayandığı nokta Suriye ile savaş oldu!

Neredeyse bir yıldır TC devleti bölgedeki emperyalizm uşağı diğer “ortak”ları Suudi Arabistan ve Katar ile birlikte “Suriye muhalefeti” denilen silahlı grupları destekliyor! Özellikle Türkiye, “Özgür Suriye Ordusu” adındaki oluşuma para, silah ve savaşçı desteği (Libyalı savaşçıların Türkiye aracılığıyla Suriye topraklarına aktarılması) yanında, topraklarını kullanma izni vererek, önemli bir üs alanı (sınırdaki mülteci kamplarının bu iş için kullanıldığı bir sır değil) sağlamış durumda.

Hatırlanırsa bir dönem Türk hakim sınıfları Kürt Ulusal Hareketi’ni destekleme iddiasıyla Suriye’ye savaş açma tehdidinde bulunmuşlardı. TC devleti son bir yıldır Suriye’deki Esad diktatörlüğüne karşı, “insan hakları” söylemli bir propaganda geliştirmişti. Tayyip Erdoğan iktidarda bulunduğu ülkesindeki durumuna ve politikalarına bakmadan “zulümle âbad olunmaz” diyordu! Bu sözlerin eşliğinde Kürtlerin üzerine kimyasallar, bombalar yağdırılıyor, hapishanelerde yakılıyor, devrimcilere yönelik tutuklama terörü ve sürek avları devam ettiriliyordu.

Ancak en küçük bir olumsuzlukta içinde bulundukları durumu açık ediyorlar. O kadar “güçlü” olan Türk burjuvazisi 3. köprü ihalesine giremiyor, sermayesi yetmiyor. Yeni bir ihale, yeni ortaklarla yapılıyor. “Güçlü ordu, güçlü Türkiye” sloganı yalan oluyor! Ordunun gücü Dağlıca’da, Amutka’da yerle yeksan oluyor. Suriye semalarında istihbarat amacıyla keşif yapan savaş uçağı düşürülüyor. Bunu üzerine anlı-şanlı ve de “güçlü” TC yetkilileri serinkanlılığa davet ediyorlar! Kimse o uçağın neden orada olduğunu sormuyor! Ne de olsa burası Türkiye!

Aslında bir özeleştiri vermek gerekiyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere muktedirlerin bu kadar rahat konuşabilmesinin nedeni devrimciler ve özellikle de komünistlerdir. Ülkemizde devrimci ve komünist hareketin içinde bulunduğu durum, halk kitleleriyle ilişkisi ve savaş kapasitesi nedeniyle bu kadar rahatlar! Pekala kendilerinin “dünya lideri” olabileceklerini düşünüyorlar. Bununla sınırlı kalsa iyi, bir de buna inanıyorlar!!!

Özeleştiri ancak pratikte karşılığını bulursa anlamlı olur. Başta sınıf bilinçli proleterler olmak üzere her alanda Türk hakim sınıflarının savaş çığırtkanlığına karşı ilericilerle, demokrat ve devrimcilerle, yurtseverlerle ortak tutum geliştirmek ve olası saldırganlığa karşı aktif tavır almak olmazsa olmazdır. Kuşkusuz ki Türk hakim sınıflarının bölge halkları üzerinde bir yıkım anlamına gelecek saldırganlığına karşı en doğru alternatif, halk savaşını beslemek, ona kan taşımak ve yükseltmektir! 15-16 Haziran’ın, Gülbari-Desiman’ın ve Amutka’nın bize çağrısı budur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu