GüncelMakaleler

MAKALE | Ateşkes ve Kürtlerin Yol Haritası Üzerine!

"Kürtler, oluşan uluslararası desteği buraya yansıtmalıdır. Savaşların, sömürgeciliğin, baskı ve sömürünün tek sorumlusu emperyalistlerdir.  Buna karşın Kürtlerin gerçek dostları ezilen-mazlum halklar, komünistler ve devrimcilerdir"

Faşist Türk devleti başından itibaren Kürtlerin yenilgiye uğraması için çalıştı. Bunu önce IŞİD ve türevi örgütler üzerinden yaptı. Başaramayınca da, bizzat ordusuyla giriştiği işgal ve saldırılarla devam etti. Cerablus, Efrin ve son olarak “Barış Pınarı” adını verdiği işgal harekatıyla her fırsatta bölgeye saldırdı.

2011’de başlayan Suriye iç savaşı, 2014 yılında ABD emperyalizminin ve 2015 yılında da Rusya emperyalizminin Suriye’deki fiili müdahaleleri nedeniyle seyrini değiştirmişti. Nitekim Suriye, 2014 yılından itibaren ABD ve Rusya emperyalistleri arasındaki hakimiyet savaşının sürdüğü bir alan olmuştur. Rusya, Esad’ın “daveti” üzerine geldiği Suriye’de tek belirleyici güç olarak hareket etmeye çalıştı. Yanına aldığı Türkiye ve İran üzerinden gidişata yön vermeye başladı.

Türkiye ve İran’ı sadece kendisini destekleyen güç gibi kullanarak hiçbir zaman ipleri elinden bırakmadı. Türkiye’nin başından beri Esad’ı devirme üzerine geliştirdiği strateji hayat hakkı bulmadı. Bunda Rusya’nın frenleyici etkisini gözden kaçırmamak gerekir.

ABD emperyalizmi, dahil olduğu Suriye iç savaşında buradaki hakimiyetini doğrudan savaşa dahil olma yerine vekalet savaşı üzerinden yürüterek etkili olmaya çalıştı. Eğit-donat projesi adı altında Türkiye’yle çeşitli çete grupları örgütlediler. Bu politika başarılı olmayınca El Nusra ve sonrasında IŞİD’i destekleyerek yapmaya çalıştılar.

ABD’nin Türkiye üzerinden geliştirdiği stratejisi tutmadı. Kürtlerle geliştirdiği ittifak ise frenleyici bir yerde duruyordu. ABD emperyalizminin Türkiye’yle ilişkilerinin giderek bozulması da ABD’yi Kürtlere yakınlaştırdı.

Kürt güçleri savaşın  ortaya çıkardığı durumu kendi lehlerine kullanmasını bildiler. Hem emperyalistler arası (ABD-Rusya) çelişkisinden hem de Türkiye ve ABD arasındaki çelişkiden yararlanarak ABD’yle taktik bir ittifak içine girdiler. Ve İŞİD’in yenilgiye uğratılmasında belirleyici bir rol oynadılar.

TC’nin Rojava işgali çelişkileri keskinleştirmiştir!

Türk devletinin 9 Ekim 2019 tarihinde işgal ettiği Suriye Kürdistanı topraklarında 13 Ekim 2019 tarihinden bu yana askeri ve politik durumda önemli bir değişim meydana geldi. Türk devletini cesaretlendirerek işgale onay veren ABD ve Rusya, geride bırakılan süre içinde değişik manevralar yaparak savaşa yön vermeye, durumu kendilerine göre dizayn etmeye çalıştılar-çalışıyorlar.

Suriye’de 13 Ekim tarihi itibarıyla durum değişmiştir. “Gerek iç savaş sırasında gerekse de ulusal devrimci bir savaşta, genellikle savaşın  kendi kanunlarından daha fazla olarak kendi özel koşulları vardır.” (Mao Zedung, Çin Devrimci Savaşında Strateji Sorunları, Askeri Yazılar, Sol Yayınları, Kasım 1976, İkinci Baskı, s. 90)

Suriye’de yaşanan da bu “öz koşullardır”.

ABD’nin bölgeden askerlerini (sınıra yakın yerlerden) çekmesi ve Rusya’nın savaşın daha ilk gününden beri “Kürtlerle Esad arasında arabuluculuk yapmaya” hazır olduğunu açıklamasından sonra, Kürt güçleri değişen bu şartları değerlendirerek, Esad güçleriyle askeri alanda birlikte hareket etme kararı almış bulunuyor.

Bundan sonra Kürtler ne yapacak?

ABD’nin Suriye’den (sınıra yakın yerlerden) askerlerini çekmesini duyurmasından sonra, TC Devleti daha da cesaretlendi. ABD’nin aradan çekilerek, kendisiyle Kürtlerin baş başa kaldığını ve bu durumda Kürtleri daha kolay bitirebileceğini sanarak daha da saldırgan bir politika izleyen Türk Devleti, işgal harekatıyla birkaç gün içinde Rojava’yı alacağını sandı. Efrin’de yaşanan sürece benzer bir şekilde Rojava’da da bir engelle karşılaşmadan kolay zafer elde edeceğini düşündü.

Ancak öyle olmadı ve tam tersi büyük bir direnişle karşılaştı. “Suriye Milli Ordusu” adını verdiği çete güçlerini savaşın ön cephesine süren TC, bu çeteler üzerinden zafere daha kolay yaklaşacağını umuyordu. Ama Türk ordusu 5 km bile içeri giremeden yerinde sayarak savaşı sürdürmeye çalıştı.

Trump’ın, Suriye’den ABD askerlerini çekeceğini açıklamasından sonra, ABD içindeki muhalif bir kesim, bunun ABD çıkarlarıyla uyuşmadığını öne sürerek Trump’a karşı çıktı. Trump, 2020’deki seçimleri de gözeterek kendisine karşı oluşan bu muhalefeti yatıştırmak için, “Türk devletinin işgaline karşı olduğunu, Türkiye askerlerini çekmediği taktirde ekonomik ve politik yaptırımları” gündeme getireceğini açıklamak zorunda kaldı.

Nitekim, R.T.Erdoğan, Çavuşoğlu ve Akar hakkında “açılan soruşturma” ve Halk Bankası davası hakkında duyurulan haberin ardından Türk devleti “ateşkese” açık olduğunu ilan etti. ABD ve Türk devleti arasında varılan 13 maddelik anlaşmayla Trump durumu lehine çevirdi. ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye gelmesi ve R.T.Erdoğan’ın önce “muhatabım değil” dediği Pompei ile masaya oturarak 13 maddelik anlaşmanın altına imza atması yeni bir sürecin de ilk adımı oldu.

Bunu 22 Ekim Soçi’deki Rusya ve Türkiye görüşmesinde varılan anlaşmayla imzalanan 10 maddelik “muhtıra” izledi.

2011 yılından bu yana Suriye’de süren vekalet savaşı hala son bulmuş değildir. Bu vekalet savaşının bir tarafında ABD-Rusya, bir tarafında Türkiye-İran ve  Avrupa bulunmaktadır.  ABD, yeni bir durum açıklayarak “Suriye’den tümden çekilmediklerini”, “petrol bölgelerini denetimlerine aldıklarını” açıklayarak etkin bir aktör olduğunu göstermektedir.

Rusya, tüm bu sürecin tek “galibi” olmayı hedeflediğini Soçi’deki anlaşmayla duyurmuş oldu.

Tüm bu gelişmelere bakılarak suyun durulduğu ve kendi mecrasında akacağı söylenemez. ABD ve Rusya arasındaki rekabetin nereye evrileceği tam olarak netleşmiş değildir. Son iki haftalık süre içinde Rusya ve ABD arasında kamuoyuna yansımayan, kapalı kapılar arkasında belli anlaşmaların yapıldığı söylenebilir.

ABD’nin “askerlerimi çekiyorum” açıklaması, ardından Türkiye’yle 13 maddelik bir anlaşma imzalaması ve son olarak “petrol bölgelerini garantiye aldık” açıklamalarına karşın Rusya’nın ciddi bir tepki vermemesi bu iddiamızı daha da güçlendirmektedir.

Rusya temkinli davranıyor ancak hedeflerine uygun olarak adım adım ilerlemek istiyor. İlk adımda ne tam olarak ABD’yi ne de Türk devletini karşısına alarak aleyhine bir durumun oluşmasını istemiyor. Bunu önlemek için yeni stratejiler geliştirmiş bulunuyor. Bunda “başarılı” olduğu da söylenebilir.

Kürt güçleri açısından durum oldukça karışık ve handikaplarla örülüdür. Bir yandan Rusya diğer yanda ABD, Kürtler üzerinde farklı baskı taktikleri geliştirerek yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Rusya başından beri Kürtlerin Esad’la birlikte çalışmasını istemektedir.

Savaşın dengeleri içinde bazı anlaşmalar yaparak belli mevzilerden geri çekilmeler olabilir. Bu istenilen bir durum değildir elbette. Ancak son işgal harekatında gösterilen direniş  karşısında Türk devleti anlaşmaya razı olmak zorunda kalmıştır.

Bir ateşkesle sonuçlanan savaşın bundan sonraki durumu elbette ki önemlidir.

Gerek ABD gerek Rusya, Türk devletiyle yapılan anlaşmaların bir yanında Kürtlerin olduğunu kabul etmişlerdir. ABD’yle varılan 13 maddelik, Soçi’de ise varılan 10 maddelik anlaşmanın aynı zamanda SDG’nin onayına sunulduğu kamuoyuna yansımış ve buna karşılık SDG yaptığı açıklamada şunları belirtmiştir: “Rusya Federasyonu ile kabul etmediğimiz anlaşmanın bazı maddeleri üzerinde yürütülen geniş tartışmalar ardından, işgalci ordunun halkımıza ve bölgenin kazanımlarına yönelik saldırılarının durması amacıyla, 22 Ekim 2019’daki Soçi anlaşmasının uygulanması sonucuna vardık” diyerek tarafı oldukları anlaşma ilişkin resmi görüşlerini dünya kamuoyuyla paylaşmışlardır.

Kürt güçleri dünya çapında büyük bir destek aldı. Dünyanın her yanından Kürt halkına destek yağarken Türk devleti yalnızlaştırıldı. Kürtlere dönük sempati Bağdadi’nin öldürülmesi ile daha da artacak gibi görünüyor.

Yıllardır bu bölgede kan kusturan, kafa kesen, kadın ve çocukları kurşuna dizen, kadınları kurduğu köle pazarlarında satan IŞİD’in başı bu katilin öldürülmesi dünya çapında büyük bir yankı bulmuştur.

Kürtler açısından Suriye’de özerk bölgeyi korumak ve bunu bir anayasa hükmü olarak garanti altına  almak önemlidir. 29-30 Ekim 2019 tarihinde Cenevre’de  başlayacak anayasa toplantısı bu bakımdan önemlidir. Kürtlerin içinde olmadığı, dikkate alınmadığı bir anayasa yapımının hiçbir hükmü yoktur.

Kürtler, oluşan uluslararası desteği buraya yansıtmalıdır. Savaşların, sömürgeciliğin, baskı ve sömürünün tek sorumlusu emperyalistlerdir.  Buna karşın Kürtlerin gerçek dostları ezilen-mazlum halklar, komünistler ve devrimcilerdir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu