Makaleler

MEDYA’DA BARIŞ GÜNLERİ ve “RADİKAL” BARIŞ

Eyüp Can yeni Radikal‘in Genel Yayın Yönetmeni olduğu sıralarda yazdığı bir yazıda “The New York Times gazetesinin 4. kuşak patronu Arthur Sulzberger’le bir akşam yemeği…” yediğinden bahsederken Sulzberger’e “kalite ve yaratıcılığı anlıyorum ‘dürüst gazetecilik’ten kastınız ne” diye sorduğunu da ağzından kaçırmıştı (Radikal, 26/10/2010)”, Ahmet Tonak da fena yakalamıştı.(Birgün, 18.06.2011)

 

Genel yayın yönetmeni olup da dürüst gazeteciliğin ne demek olduğunu bilmiyor değildi Eyüp Can, ama o gün öğrendiyse de devlete olan sadakatinin ona dürüstlük getirmeye yetmeyeceği çok açık. Lafazan ve küfürbaz devşirme Akif Beki’nin, Başbakanlık basın sözcülüğünden Radikal gazetesine ağır abi olarak transferinden sonra onun gölgesinde genel yayın yönetmenliğine geçen Cemaat’in postmodern çocuğu Eyüp Can’ın ilk icraati Radikal’i “devrimcileştirmek” olmuştu. Şaşaalı bir kampanyadan çıkan devrim, sihirbazın şapkadan çıkarttığı tavşan kadar şaşırtmaya yetmedi elbet. Gazetenin boyutları küçüldü, sol görünümlü liberalliğin yerini mümkünse her telden çalabilen ama kritik hususlarda aslına rücu etmekte tereddüt etmeyen bir süreç başladı ve süreç demokrat yazarların tasfiyesiyle devam etti.

Demokrat gazete yazarı ve okurlarının kendilerini ifade edebileceği bir gazete olarak yayın hayatına başlayan Radikal’in AKP’nin basın üzerinde kurduğu tahakkümden sonra değişim sürecine girdiği doğrudur. Ancak bu değişim sürecinin, AKP öncesinde tarafsız bir çizgi kaygısı olduğu anlamına gelmez. Bir bütün olarak basındaki bu yeni sürecin farkını şu şekilde ortaya koymak yanlış olmaz. Eskiden burjuva gazeteler, Genelkurmay ve MİT’in kaynak ve talimatlarıyla hareket ederdi, bugün Genelkurmay’ın etkisi kırılmakla beraber polis teşkilatının basın üzerindeki etkisi hissedilir olmuştur.

Manşetten eylemcilere saldıran polisin ertesi gün aklanabildiği tuhaf bir gazete hâline gelen Radikal, aslını gün yüzüne çıkaran başka bir manşetle daha kendisine güvenen okurları üzerinde muhtemelen hayal kırıklığı yaratmıştır. Bugün barış güvercinliğine soyunan Radikal’in aynı ekibi, Türk Solu dergisinin meşhur ve aşağılık “Taşları bağlayıp, itleri saldılar” manşetinden mülhem “Bebek mezara, BDP meclise” manşetini atmakta bir beis görmeyecek, Eyüp Can, dürüstlükten çok uzaklarda polis raporlarını ispatlamak için kalem çalacaktı.

Bugün Kürt meselesinin “çözümü” için Abdullah Öcalan’la yeniden başlayan diyalog sürecini en aktif destekleyen gazete olmasıyla Radikal, aldatıcı bir tutum geliştirmiştir. Aydın Doğan’ın sahibi olarak medya organlarına gönderdiği

mektup, Radikal’in “barış” diline geçmesi için esas olandır. Ancak burada da üç husus dikkat çekmektedir: Birincisi; barış diline geçiş kararı malumun ilanı olsa da bir itiraftır. Hürriyet başta olmak üzere Doğan’ın sahibi olduğu medya organlarının savaş çığırtkanlığı ve militarizmden ödün vermediğinin itirafıdır. İkincisi; Radikal yönetici ekibinin patronlarının talimatı doğrultusunda tavır geliştirmekle zaten dürüst olmalarının mümkün olmadığıdır. Üçüncüsü; barış diline geçiş kararının Aydın Doğan’ın bireysel inisiyatifi ile alınmadığının iktidarla ilişkilenme düzeyinin belirleyiciliğinin bu kararı sağladığı hususudur. AKP’nin hükümet olduğu ilk zamanlarda Aydın Doğan’ı köşeye sıkıştırıldığı, gözle görünür bir çatışma durumuna geçildiği ama en nihayetinde anlaşma sağladıkları halen hatırlardadır.

Radikal gazetesi, diyalog sürecine hızlı bir giriş yapmıştır ama haber, söyleşi ve yorumlarda diyalog sürecinin devlet tarafının ağırlığı açıktır. Doğal olarak Kürt tarafının görünürlüğü artmıştır ancak empoze edilenin devlet lehine olduğunu, bundan vazgeçmelerinin mümkün olamayacağını belirtmek gerekir. Şayet bir diyalog süreci yerine daha önce dillendirilen Sri Lanka gibi bir toplu imha süreci uygulanmak istenseydi o zaman Radikal, Yıldırım Türker’in ifadesiyle “seferberlik gazeteciliği” için hemen kolları sıvayacaktı. Ya da bu diyalog süreci yarın sabote edilirse, Radikal sayfalarında bunun müsebbibinin Kürt tarafı olarak ilan edileceğine şüphe yoktur.

Zira müzakere süreçlerinin çatışmalara da içkin olduğunu söyleyerek askeri operasyonları sürecin olağan ve meşru bir parçası kılan devletin, şartmışçasına Lice’de Hakkari’de operasyon yapmasını, Kandil ve çevresinin bombalanmasını Radikal gazetesi büyük bir körlükle izlemeye devam etmekte ve daha başta samimiyet sınavından kalmaktadır.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu