Makaleler

Şovenizm, ırkçılık ve Kürt düşmanlığı sizi kurtaramayacak!

Gerek Ortadoğu’da gerekse de tüm dünyada, dikkatleri üzerine çekmeyi başaran, tartışmaların odağı durumuna gelen, Federe Kürdistan Bölgesindeki referandum sonuçlandı.

Irak, İran ve en çok da TC’nn hakaretleri, aşağılamaları, tehdit ve kimi yaptırımlarına karşın gerçekleşen referandum, Kürtlerin kendi devletini kurma konusundaki eğilimini, talebini ve de kararlılığını ortaya koydu. Yayımlanan resmi sonuçlara göre, sandıktan yüzde 92 oranında evet çıktı. 4 milyon 581 bin 255 kişiden 3 milyon 305 bin 925 kişinin oy kullandığı referandumdan çıkan bu yüksek oran, Federe Kürdistan Bölgesinde yaşayan Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını, ayrılma ve kendi devletini kurma yönünde kullandığını çok açık bir şekilde gösteriyor.

Sonuçlar, dünyanın en büyük devletsiz ulusu durumundaki Kürtlerin bağımsız bir Kürdistan hayali ve bu uğurdaki talebinin ne kadar canlı ve somut olduğunu gösterdi. Marksistler, ulusların kendi kaderini tayin hakkını yani özgürce ayrılma hakkını, hiçbir şart ver koşul ileri sürmeden sahiplenir, savunur. Zira, bilirler ki “başka bir ulusu ezen bir ulus asla özgür olamaz”.

Devlet kurma hakkı, birinci paylaşım savaşında gasp edilen Kürtler, geride kalan 100 yıl boyunca bu talebinden asla vazgeçmedi. ’90’larda Ortadoğu’da değişen dengelerle filizlenen Kürt devletsel oluşumu, gelinen aşamada özellikle de 2011’de Suriye’de başlayan çatışmaların yarattığı yeni tablo içinde Kürt devletine doğru bir adım daha yaklaşmış oldu.

Bu gerçekleri ve Kürtlerin Ortadoğu’da kendi devletine sahip olmasını, bu kazanımı ve hakkı, Barzani’nin bölgedeki gerici devletler ve emperyalistler karşısındaki duruşundan, ilişkisinden ve sınıfsal niteliğinden bağımsız bir şekilde görmek ve değerlendirmek gerekir.

Zira, bilinir ki ulusal sorunun çözümüne dair her adım aynı zamanda sınıfsal çelişkilerin belirginleşmesi ve giderek su yüzüne çıkması için de uygun koşulların hazırlanması anlamına gelir.

Pek şimdi ne olacak? Barzani’nin belki en çok da Suriye savaşıyla birlikte yıpranan imajı, DAİŞ karşısındaki utanılacak tutumu ve Rojava merkezli demokratik, konfederal Kuzey Suriye’nin basıncı altında gerçekleştirdiği referandumdan sonra ne olacak? Barzani’yi referanduma zorlayan ve bir kısmına dikkat çektiğimiz söz konusu faktörler, bize bağımsızlık ilanının bir süre daha erteleneceğini gösteriyor. Referandumun doğrudan “bağımsız” bir devlet kurmaktan öte Irak merkezi hükümetinden daha fazla bağımsızlaşma ve yetkilerin genişletilmesi yönünde adım atacağı öngörülen Barzani tarafından, iktidarının pekiştirilmesi, kaybedilen prestijinin tamir edilmesi adına son sınırına kadar işlevselleştirileceğine şüphe yok.

Barzani’nin referandum sonuçlanır sonuçlanmaz, Irak merkezi hükümetine, Erbil ile Bağdat arasındaki krizin kontrol altına alınması için Federe Kürdistan Yönetiminin Irak’tan ayrılmayı iki yıl daha erteleyeceğini bildirmesi de bu görüşü destekliyor. (Yakın Doğu Haber. 29 Eylül)

 

Irak, İran ve TC’nin referandum çaresizliği!

Oylama tartışmalarının başlaması, sonuçların açıklanmasını takiben de Kerkük’e asker gönderilmesi de dâhil olmak üzere oldukça sert açıklamalar yapan Irak hükümetinin gerçekte şu anda Ortadoğu’daki güç dengelerinden hareketle Federe Kürdistan Yönetimine yönelik kapsamlı, ciddi bir yaptırım içine girme şansı yok.

Kuşkusuz bu, Irak merkezi hükümetinin süreç içinde açığa çıkabilecek fırsatları değerlendirmeyeceği, kimi girişimlerde bulunmayacağı anlamına gelmiyor. Ne var ki tüm bu hamlelerin, gelişmelerin ana yönüne belirgin, sarsıcı bir etkide bulunması zor görünüyor.

Benzer bir durumun İran ve Barzani’ye en ağır sözleri sarf eden TC için de geçerli olduğu bir gerçek. Suriye’deki gelişmelerin büyük oranda belirlediği Ortadoğu’da güç dengeleri bugün için Federe Kürt Bölgesine, Irak, İran ve TC’nin, kapsamlı, güçlü bir yönelim içine girmesine olanak tanımıyor. Yüksek sesle dile getirilen hakaret ve tehditlerin her üç devlet için de büyük oranda iç politikaya dair tasarruflar olduğunu söylemek olanaklı.

Referandum tartışmaları başladığı günden bu yana, söylemin ve tehdidin düzeyini yükselten bir politika izleyen TC, yine sık sık yaptığı gibi havanda su dövüyor.

“Şimdi biz yaptırımlarımızı uygulamaya başladığımız andan itibaren zaten ortada kalacaksın. Bir vanayı kapadığımız anda iş bitti. Bütün geliri geliri hepsi ortadan kalkıyor. Tırlar Kuzey Irak’a çalışmadığı anda bunlar yiyecek, giyecek bulamayacaklar. Öyle bir duruma gelecekler. Niye? Mecburuz, yaptırım. O zaman bunlara İsrail, nereden, neyi, nasıl gönderecek? Buyursun göndersin.” (Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi. 2017-2018 Akademik Yılı Açılış Töreni/26 Eylül 2017)  demeçleri, zevahiri kurtarmak ve şovenizm ile milliyetçiliği iç politika malzemesine tahvil etmekten başka bir anlam taşımıyor.

Bugün Federe Kürdistan Bölgesiyle yüksek rakamlarda ticaret yapan firmaların büyük oranda AKP’ye yakın olduğu biliniyor. Referandumun gündeme gelmesiyle dün “sen bizim katarımızda değilsin” denilen Irak Başbakanının kapısını çalan TC’nin, sınırda düzenlediği askeri tatbikat, olsa olsa dış politikadaki çaresizliğinin ve “oyun kurucu olmak”, “sahada rol almak” vb. kavramların birer akademik çalışmadan ibaret olduğunu gösteriyor.yoksulluk nedir 1464905256 17660770965

 

Ekonomik krize bölünme paranoyasıyla pansuman!

Saray/R.T. Erdoğan, gerçek anlamda, Federe Kürdistan Bölgesine yönelik askeri, ekonomik vb. etkin bir tasarrufta bulunamayacağını çok iyi biliyor.

Ancak, tıpkı daha önce pek çok gündem başlığında yaptığı gibi, Kürt düşmanlığını, milliyetçi-şovenist histeriyi diri tutmak için adeta bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor.

Zira, biliyor ki söz konusu Kürtler olduğunda, sadece iktidara yamağı MHP değil, Vatan Partisinden Ergenekonculara, Büyük Birlik Partisinden Meral Akşener’e, Saadet Partisinden CHP’ye genişleyen bir yelpazede kendine suç ortağı buluyor. Biliyoruz k, Kürt ulusal sorunu ya da Kürt düşmanlığı, TC’nin kuruluşundan bugüne en temel “hassasiyetlerinden”,  devletin bekasına yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görülüyor.

Devlet terörünün sürekli kılındığı faşist diktatörlük koşullarında, şovenizm ve milliyetçilik, bölünme paranoyasıyla emekçi yığınların gerçek sorunlarının perdelenmesinde etkili birer argüman olarak devreye sokuluyor. Sağır sultana ulaşan Kürt düşmanlığının en önemli hedeflerinden biri de budur.

Dış ticarette giderek açılan makas bunun küçük bir örneği. İhracat 2017 yılı Ağustos ayında, 2016 yılının aynı ayına göre yüzde 12,3 artarak 13 milyar 289 milyon Dolar, ithalat yüzde 15,3 artarak 19 milyar 162 milyon Dolar olarak gerçekleşmiş durumda. Ağustos ayında dış ticaret açığı yüzde 22,8 artarak 5 milyar 873 milyon Dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2016 Ağustos ayında yüzde 71,2 iken, 2017 Ağustos ayında yüzde 69,3’e düştü.

Dış borcun, mili gelirin yarısını aştığı bir ekonomiden söz ediyoruz artık. Brüt dış borç stokunun yılın ikinci çeyreğinde 20 milyar dolardan fazla artarak 432,4 milyar Dolara ulaştığı, böylece dış borç stokunun, 2003’ten bu yana ilk defa milli gelirin yarısını aştığı bir tablo içinde ırkçılık ve şovenizme daha fazla ihtiyaç duyuluyor.

Bunca hiddetlenmeleri ekonomik alanda hiç de iyiye gitmeyen işleri perdelemek içindir.

Motorlu taşıtlar Vergisinde yüzde 40’lık zam oranı, 2018 yılında yaşanacak enflasyon oranı hakkında bir fikir veriyor. Binali Yıldırım’ın itiraf etmekten çekinmediği gibi, 2018 egemenler açısından oldukça zor geçecek. Bunun geniş emekçi yığınlar için, daha fazla zam buna bağlı olarak daha fazla yoksulluk, işsizlik ve sömürü anlamına geleceği ise aşikâr.

Açık ki bozkır her gün biraz daha kuruyor. Ve her kıvılcım şimdi daha büyük önem taşıyor. Nuriye’nin görüntüsüne, zafer işaretine tahammül edemeyen ve duruşmaya getirmeyen, Semih’i tecrit etmeye çalışan devleti de “anlamak” gerekiyor. OHAL ve KHK rejimine, gözaltı tutuklama ve devlet terörüne rağmen 100’e yakın kadın ve LGBTİ+  örgütünün “Bu Yasalar Böyle Geçmez” şiarıyla sokağa çıkan öfkesi fena halde endişe verici olmalı.

Hele de binlerce üyesinin gözaltına alınarak tutuklanmasına karşın meydanlarda özgürlük ve demokrasi talebini haykırmaktan geri durmayan HDP/HDK-DBP’nin bu duruşu onlara kötü rüyalar gördürüyor olmalı!

Ama yine de gerçek kabusları, tüm ezilen halk kitlelerini ayağa kaldıracak ve kendisine esas darbeyi vuracak olan komünistlerin varlık nedeni olan devrimdir.

Öyleyse hedefimiz açık ve net; yangını ve korkularını büyütelim, kabuslarını gerçek kılmak için misyonumuzu oynamanın koşullarını sağlamlaştıralım!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu