Makaleler

Sendikal hareketin geleceğine dair…

Sendikal hareketin geleceğine dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemden geçmekteyiz. Bunun bir sebebi sendikal hareketin tarihin en zayıf dönemlerinden birini yaşıyor olmasıdır.

Özellikle son sendikalar yasası ile işkolu barajının 5 yıl içinde kademeli olarak % 1’den 3’e çıkacak olması ve Bakanlığın son istatistikleri açıklamasıyla sendikalar mevcut toplu sözleşme yetkilerini korumak için dahi harekete geçmek zorunda kalmaktadırlar. Bu tartışmaların bir diğer sebebi ise işçi sınıfının artan hoşnutsuzluğu ve berbat çalışma şartlarına karşı artan tepkisidir.

Sendikalara yönelik işçilerin ilgisi de gelişmekte ve kendiliğinden eylemler şartların zorlayıcılığıyla açığa çıkmaktadır. Bununla bağlantılı olarak devletin ve egemenlerin gündemindeki yeni saldırı yasaları ile çalışma koşullarında kuralsızlığın tamamen kural haline gelmesi de nasıl bir mücadele hattı izlenmesi gerektiği sorusunu ön plana çıkarmaktadır.

Kıdem tazminatının kaldırılması, taşeron firmaların her yerde, her alanda hakim hale gelmesi, kiralık işçi bürolarının yasalaşıp yaygınlaşmaya başlaması, bölgesel asgari ücret gibi çok çeşitli düzenlemeler gündemdeyken, pervasızca saldıran sisteme karşı koyacak güçlerin zayıflığı da şu ana kadar hakim olan mücadele tarzının iflasını göstermektedir.

Tek tek, işyeri merkezli sendikal çalışmalar ve ziyaretlerle sınırlı dayanışma çalışmaları ile işyerlerinde dahi başarı elde etmek oldukça güçken kapsamlı genel saldırılara karşı tekil karşı koyuşların bir etkisi olmamaktadır. Yeni bir sendikal hareket ve mevcut bürokratik-sarı sendikal çizgiden kopuş ihtiyacı için koşullar bu nedenle uygundur.

Nesnel şartlar, hem işçilerin talebi, hem birçok sendikanın isteği hem de sistemin saldırıları sebebiyle uygundur. Ancak öznel şartlarda ciddi bir boşluk vardır. Mevcut durumun radikal, proleter devrimci bir eleştirisi ve alternatifi ve bunu yürütecek devrimci bir önderlik sorunu vardır. Ülkemizde kamu sendikacılığı zaten hızla yok olmaktadır. Özel sektörde ise işçi sınıfının % 97’si sendikasızdır. Kalan % 3 sendikalı olsa da örgüt bilinci açısından oldukça geridir.

Bu % 3 içinde zaten 100 bine yakın üyesi ile Türk Metal gibi çeşitli sendikalar da vardır. Dolayısıyla özde olmasa da biçimde dahi demokrasi ve mücadeleden bahseden veya asgari oranda demokratik işleyişi olan sendikalar da bu % 3 içinde azınlıktadır. Sendikalar, en etkilileri dahi, sektörlerindeki işçilerin çoğunluğundan kopuktur, 5 veya 10 bin aktif üyeleri vardır. Bu firmalar da genellikle 1990’lı yıllarda sendikalı olup tutunabilmişlerdir.

Sendikaların şubeleri açısından bölgesel dağılımı da dikkate alındığında sendikaların çoğunluğu açısından her şubede birkaç firma ve 500 ile 2 bin arası sendika üyesi mevcuttur. Sendikal hareketi yenileme ve yeni bir sendikal hareketi ele alırken bu gerçeklik de dikkate alınmalıdır. Devrimci demokratik güçlerin sendikalaşmaya özel önem vermesi bu dönemde oldukça önemlidir.

Çünkü tüm olumsuzluklarına karşın işçilerin talebi ve barajı geçme derdi sebebiyle sendikaların artan çabası sonucu herhangi bir şubede orta büyüklükte bir veya birkaç fabrikanın örgütlenmesinin başarılması dahi sendikaların mevcut üye profilini değiştirecektir. Örneğin Antep, Bursa, Trakya gibi bölgelerde son dönemde sendikalaşan birçok sektördeki işyeri şayet toplusözleşmeli düzeni sağlarsa bu bölgelerdeki sendikaların üye profili büyük oranda değişecektir.

Yeni ve farklı bir işçi sınıfı, son 10-15 yılda, sendikal hareketin giderek gerilediği bir dönemde çalışma yaşamına katılan işçiler sendikalara katılacaktır. Bu hareketliliğin ülke genelinde görülmesi sebebiyle sendikaların mevcut üye profilinde değişimin oldukça mümkün olduğu ve bunun doğal olarak temsilci ve şube yönetimlerinden genel merkezlere doğru yansımasının olacağı açıktır.

Ancak işçilerin mevcut hareketliliği içinde devrimci ve demokrat güçler yok denecek kadar azdır. Etkisi zayıftır. Şartlar sonucu ekonomik haklar için harekete geçen işçiler son 15-20 yıldaki toplumsal şekillenişten etkilenmiş, gerici önyargıların baskın olduğu işçilerdir. Bu kitlelere sınıfsal ve demokratik bilinci taşıyacak etkin bir güç yoktur. Bu sebeple şayet sınıf çalışmasında açığa çıkan olanakları ve mücadele potansiyelini devrimciler değerlendiremezse orta vadede devrimci ve demokratik düşüncelerden habersiz, sınıf bilinci eksik halde sistemin

yönlendirmesine açık bir sendikal yapı hakim hale gelebilir. Hükümetin ve Hak-İş’in bu yönlü planlı çalışmalarının dışında bu hareketlilik de mevcut haldeki asgari ölçüde demokratik işleyişi olan sendikaları daha geri bir noktaya savurabilir. İşçilerin hareketliliği bir meseledir, onun sonuçları bir başka meseledir.

Eylem ve direniş yapmak tek başına yeterli değildir. Öncülük, önderlik eden gücün niteliği ve yürünen yol belirleyicidir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu