GüncelMakaleler

PUSULA | Kokuşmuş Sistem, Kendiliğinden Yıkılmaz

"Bu sistemi tarihin çöplüğüne gönderecek olan proleter önderlikli devrimlerdir. Enternasyonal proletaryanın bu devrimci yürüyüşü, uzun süreli tarihi bir süreci kapsamaktadır"

Emperyalist-kapitalist sistem, militarist güçleri vasıtasıyla dünya halklarına devlet terörünü, iletişim araçlarıyla da her türlü düşünsel köleliği dayatmaya devam ediyor.

Bu kapsamlı saldırıların temelinde, kurmuş oldukları soygun düzenini devam ettirme gerçeği yatıyor. Bunun için silahlanıyorlar ve savaş ekonomisine yönelme temelinde atılan bu adımlar, mevcut iktisadi krizi daha da derinleştiriyor. Derinleşen iktisadi ve siyasi krizin etkileri, belli farklılıklar içerse de birçok ülkede toplumsal hoşnutsuzluğun artmasına yol açıyor.

Bu tabloyu egemen sınıflar da görüyor. Dahası bugün zayıf ve dağınık olan bu protesto nitelikli tepkilerin giderek daha örgütlü, güçlü hareketlere dönüşebileceği gerçeğini egemen sınıflar da tarih tecrübeleriyle öngörüyorlar. Ve bu gelişmelerin önüne geçmek için devlet terörüne yasal planda daha fazla meşruluk kazandırmaya çalışıyorlar.

Bunun için yeni anti-demokratik yasalar çıkarıyorlar. Ezilenlerin haklı ve meşru mücadelesini “terörizm” ile suçluyorlar. Sahip oldukları iletişim araçlarıyla toplumu adeta yalan bombardımanına tabi tutuyorlar.

Sınıf savaşımında egemen sınıflar, yine onların ideolojik etkisi altında olan reformist güçler her zaman başta enternasyonal proletarya olmak üzere devrimci güçlerin bağımsız duruşlarını, devrime olan inançlarını zayıflatmak, iktidar yürüyüşlerini engellemek için her türlü yıkıcı-moral bozucu propaganda ve saldırıya başvurmaktan geri durmuyorlar.

Kitlelere dönük yürütülen bu teşhir faaliyeti, umutsuzluğu yayma girişimi kimi zaman devrimci cephede yıkıcı sonuçlara neden oluyor. Bu nedenle kitlelere güven, devrimin zaferine olan inanç; yok edilmeye çalışılan umudu her zaman canlı ve diri tutmanın en büyük güvencesidir. Dolayısıyla “umudu büyütelim” söylemi gelişi güzel sarf edilen bir söylem değildir. Tam tersine egemen sınıfların yaymaya çalıştığı korku ve yılgınlık mikrobuna karşı, direnmeyi, savaşmayı örgütleme çağrısıdır.

Tarihsel bağlamda olduğu gibi güncel bağlamda da burjuva egemenlik sistemi çözülüyor-çürüyor. Bu ne kadar gerçekse, sistemin varlığını sürdürmek için her türlü karşı devrimci uygulamaya başvurmaktan asla kaçınmayacağı da bir o kadar gerçektir.

Emperyalist haydutların, işbirlikçi faşist devletlerin gerçekleştirdikleri işgaller, işgal girişimleri, askeri darbeler, kendi aralarında sürdürdükleri pazar rekabeti ne kadar gerçekse, tüm bu karşı devrimci güçlerin başta enternasyonal proletarya olmak üzere, ezilen ulus ve halkların haklı mücadelelerine karşı aynı cephede saf tuttukları da bir o kadar gerçektir.

Çünkü sömürücü güçler arasındaki iç mücadeleler kimin pastadan daha fazla pay alacağı mücadelesidir. Asla ve asla sistemin değişimini, ezen ile ezilenler arasındaki çelişkilerin çözümünü içermez. Dolayısıyla hem güncel propaganda faaliyetlerimizde hem de genel yönelimimizde sistemin krizine, kokuşmuşluğuna-çürümüşlüğüne işaret etmemiz doğrudur.

Sömürücü sistem her saniye, her dakika ezilenler için yoksulluk ve sefalet üretiyor. İyi ve güzel olan her şeyi çürütüyor. Ancak tüm bunlara rağmen hala ayakta kalmaya devam ediyor. Bu sonuç bize çağımızda hiçbir sömürücü sistemin kendiliğinden yıkılmayacağını gösteriyor. Kapitalist-emperyalist sistem ne kadar çürürse çürüsün asla tarih sahnesini kendiliğinden terk etmez.

Bu sistemi tarihin çöplüğüne gönderecek olan proleter önderlikli devrimlerdir. Enternasyonal proletaryanın bu devrimci yürüyüşü, uzun süreli tarihi bir süreci kapsamaktadır. Çünkü eskiyi temsil eden tüm faşist, gerici güçler, iktidarlarını sürdürmek için yeniyi temsil eden enternasyonal proletarya ve devrimci güçlere karşı her türlü zora başvuracaklardır.

Bu karşı devrimci zor, devrimci zoru da kaçınılmaz kılacaktır. Komünistlerin “şiddete dayalı devrim, proletarya devriminin evrensel bir yasasıdır” tezi, eski çürümüş devlet aygıtının kendiliğinden yok olamayacağı gerçeğinin pratik tecrübelerle kavranma sonucudur. Bu durumu, sınıf savaşımını bilimsel bir temelde çözümlemek olarak da tarif edebiliriz.

Adları-şanları ne olursa olsun veya kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, proleter önderlikli devrimlere, devrimci şiddete karşı çıkan herkesin ideolojik olarak beslendiği, etkilendiği kaynak, modern revizyonizmin bataklığıdır. Bu nedenle dün olduğu gibi bugün de devrime, halkın haklı davasına hizmet etmek isteyen herkes yukarda altını çizdiğimiz gerçekleri savunmak ve bu gerçekler ışığında sınıf savaşımı içinde konumlanmak zorundadır.

 

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu