Manşet

“Topyekûn bir karşı koyuş örgütlememiz gerekiyor”

“Fiili, meşru mücadeleye her zamankinden çok ihtiyaç var” (3)

Örgütlenmeye, sendikalaşmaya dönük saldırılar “Yeni Sendikalar Yasası” adı altında devam ediyor. Taşeronda çalışan binlerce işçinin sendika üyeliğinin kabul edilmemesi ile işçiler, sendikal mücadeleden koparılmak isteniyor. 

Sendikal mücadele alanında “işkolu barajını düşürüyorum” diyerek propaganda ettiği % 1 işkolu barajında gerçekler rakamlarla yüzümüze vuruyor. 10 milyon işçiden sadece 1 milyonu sendikalı görünürken yeni yasayla birlikte 92 sendikadan 49’u % 1’lik işkolu barajını aşamadı.

Yine devletin 28 olan işkolu sayısını 20’ye düşürmesi işkollarının iç içe geçmesiyle,  daha önce farklı bir işkolunda olan sendika, işkolu diğer işkoluna dâhil olunca üyelerini kaybetmeme mücadelesine girişecek ve onlarca işçi bir kez daha sendikasız kalacak. Neresinden bakarsak bakalım yasa sistem için, devletin bekâsı için gerekli, işçi sınıfı için; örgütsüzlük, sendikasızlık anlamı taşımaktadır.

Bizler de dayatılan sendikasızlaşmaya, örgütsüzlüğe karşı yükselecek mücadeleye kendi cephemizden bir ses katmak amacıyla çeşitli sendika başkanları, direnişçi işçiler vb. ile röportajlar yaptık.

 

Yol-İş Sendikası İstanbul 1 Nolu Şube Başkanı Erdem Arcan

“Topyekûn bir karşı koyuş örgütlememiz gerekiyor”

– “Yeni Sendikalar Yasası” Yol-İş Sendikası için ne anlama geliyor, önce oradan başlayalım…

– Getirilmiş olan yasadan önce bence AKP iktidarını tartışmak gerekir, yani son on yılına bakmak gerekir. 2002 yılında iktidara geldiğinde ilk önce özelleştirmelerden başladı. Özelleştirmeler yapıldı, sonra ucuz işgücü yarattılar; kuralsız, esnek güvencesiz, sendikasız, örgütsüz bir yaşam hedeflediler.

“Yeni Sendikalar Yasası” dedikleri emekçilerin sosyal güvenlik haklarını ortadan kaldıran, kapsamlı ve aşama aşama yaşama geçirilen saldırılardır. Örneğin torba yasa, güvencesizliği dayatan bir yasaydı, onu geçirdiler. Yine TEKEL işçileri buna örnektir. AKP küresel kapitalizmin neo-liberal politikalarını uygulama şampiyonu oldu son on yıl içinde. Ülkemizi “ucuz emek cenneti” haline getirdi. Tabii bunlarla yetinmedi. Mücadele eden bütün sendikalara, örgütlere, emekçilere, sivil toplum örgütlerine, meslek odalarına operasyonlarla, uzun süreli tutuklamalarla, baskılarla ülkeyi büyük bir cezaevine çevirdi. Yeni bir çalışma rejimi inşa etti. Bu rejimle 6356 sayılı yasa çıkardı. Yasaya ek olarak iş kolu tüzüğü çıkarıldı.

 

fiili mesru mucadele 3-2“Burada sendikalara önemli bir görev düşüyor!”

– Bu yasa nedir, ne değildir?

– Biz barajsız, noter şartısız, yetkisiz, özgürlüklü bir sendikalar yasası isterken öncelikle bunlara bir saldırı oldu. Bu süreçte 12 Eylül döneminde gelen yasaklamalar meşrulaştırılmış oldu. Yasa, sendikal güvenceyi ortadan kaldırdı. Ayrımcılık yarattı, barajlı toplu sözleşmeli düzeni korudu. 12 Eylül döneminin grev yasaklamalarını devam ettirdi. Tamamıyla yasakçı bir yasa olduğu ortadadır.

Bizi en çok ilgilendiren kısmı barajın devam etmesidir. Kademeli olarak 2018’den sonra % 3’e çıkarıldı. Tabii bir de işkolu sayısı 27’den 20’ye düşürüldü. Birçok işkolu birleştirilerek yapılan yasada % 3 olarak baraj %10’ların da üstüne çıkmış oldu, örgütlenmeyi zorlaştırdı.

Bizim için durum şu; yeni yasa ile birlikte gerçek rakamlar bizim üye sayımızın 148 bin değil, 32 bin olduğunu ortaya çıkardı. Yani Yol-İş Sendikası, inşaat işkolunda örgütlü tek sendika ama toplu sözleşme yetkisi alamayacak. Yani 1 milyon 480 bin çalışanı olan bir iş kolunda TİS yapamayacak konuma düştü. 2016’ya kadar % 1 olduğu için bir sorun yok ama sonra TİS yapamayacağız.

Taşeron sadece Yol-İş Sendikasının sorunu değil. AKP iktidarından önce 300 bin taşeron işçisi vardı, şimdi bu sayı 1 milyon 500 bine çıktı, yani 4 kat arttı. Bir taraftan da taşeronlaşma ve bu taşeronların sendikal mücadeleden koparılmak istenmesi söz konusu. Bizim bu saldırılara cevap vermemiz gerekiyor. Biz hiçbir zaman faşist saldırılara teslim olmadık, mücadelemize devam edeceğiz. Ayakta olmaya, direnmeye devam edeceğiz, vardık, varız, var olacağız. Mücadele etmezsek mümkün değil, saldırıları durduramayız. Çünkü birileri gibi gücümüzü para babalarından değil emekçilerden alıyoruz.

– Saldırılara karşı mücadele etmek gerektiğinden bahsettiniz. 1980’lerden gelen saldırılara yenileri eklenmekte ve sanki sendikalarda bir sessizlik hâkim, siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Bunun için sendikalara diyoruz, bürokratik ve diyalogcu anlayışınızı terk edin, sokakta mücadeleci bir anlayışla emekçileri örgütleyin. Bunun geçmişte örnekleri vardı. “Sendikalar Emek Platformu” vardı, saldırılara karşı birlikte mücadele ettiler, zaman zaman da başarılı oldular. Bugün dağınık sendikal bir mücadele var. Oysa topyekûn bir karşı koyuş örgütlememiz gerekiyor.

Biz örneğin karayollarında örgütleniyoruz. Şimdi Karayolları Genel Müdürlüğü asıl işçilerin bütün işlerini taşeronlara vermeye başladı. Türkiye’de karayollarında 10 bine yakın taşeron işçisi var. Biz bu taşeronların asıl işini yapan 6 bin işçiyi örgütledik. Bunları sendikalı yaptık. Karayolları bunları saymadı. Mahkemelik olduk, 6400 taşeron işçisinin mahkemesini kazandık. Mahkemeyi kazandık ama Karayolları Genel Müdürlüğü bunu hala uygulamadı.

Tüm bunlara karşı Ankara’da kitlesel bir eylem yaptık. Binlerce taşeron işçisi Ankara’da taşerona karşı bir araya geldi. Orada gündem oluşturduk, Ankara’dan geldikten sonra yine 81 ilde, yerellerde işyerleri önünde basın açıklamaları yaptık. Bu mücadele devam edecektir. AKP iktidarı çıkarmış olduğu yasalarla makbul sendikacılar istiyor. Diyor ki; “Ben yasaları çıkardım. Makbul görürsen, istediğimi yaparsan sorun yok, yapmazsan seni yok ederim.”

– Yani bu şekilde kendi sendikalarını, yandaş sendika dediğimiz sendikalar yaratmak istiyor.

– Tabii. Bugünkü bürokratik, diyalogcu sendikal anlayış AKP iktidarı karşısında mücadele edemez. Yani Türkiye’deki sendikalar bürokratik ve diyalogcu bir sendikal anlayışa doğru gidiyor. Bu anlayış mücadeleci bir tavır koymazsa saldırılar karşısında bir şey yapamaz. Evet, dediğiniz gibi bu durum bizim için de geçerli. Bizim en büyük sıkıntımız güvencesiz, örgütsüz bir çalışma rejiminin dayatılmasıdır. AKP iktidarı bunu inşa ediyor ve sendikalar buna sessiz kalıyor. Mücadele eden sendikalar var mı? Var ama yetersiz kalıyor. Bizim çağrımız, bu mücadeleyi birlikte örmemizdir. Türk-İş, DİSK, Hak-İş yani bütün sendikalar biraraya gelerek mücadele etmelidir. Tek bir sendika bu saldırılara cevap veremez. Başarılı olmak için gücümüzü birleştirmemiz gerekiyor.

– Herhangi bir sendikadan resmi bir çağrı var mı? Yani eylem alanlarında, mücadele anlamında örülecek bir süreç var mı?

– Böyle bir gelişme göremiyoruz. Bu gelişmenin tabanın baskısıyla olabileceğine inanıyoruz. Türk-İş’teki olumsuz durum örnek verilebilir. Türk-İş’te yeni bir sendikal anlayışı örgütlemek gerekiyor. Türk-İş’in suskunluğunu, teslimiyetini bozmak gerekiyor. Şu an Türk-İş’te de bu saldırılara karşı, yeni bir sendikal anlayış, tartışılıyor, konuşuluyor, bu da bizim için olumludur. Bu yeterli mi? Değil ama olumlu. Bunun için zaten birlikte mücadele etmek gerekiyor.

Bakıyorsunuz, KESK’e saldırıyor, DİSK’e saldırıyor, her muhalif sese saldırıyor, burada onların yanında olmak ve birlikte mücadele etmek gerekiyor. Çağrımız tüm sendikalara, alanlarda emek sömürüsüne karşı birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu