Makaleler

“VAY ANASINI YAV” DÜZENİ!

Geniş kitlelerin gözleri önünde son iki aydır yaşanan gelişmeler, TC devletinin niteliği konusunda önemli dersler sunuyor. Gülen Cemaati’nin AKP’ye yönelik 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla birlikte yaşananlar Türkiye’de nasıl bir düzenin sürdüğüne dair zengin kanıtlar ortaya koydu. Bu düzenin öyle “sıradan” olmadığı, kendine has kimi özellikler taşıdığı görülüyor. Yanlış anlaşılmasın, bu kendine özgücülük, öyle kimi Türk-İslamcı “aydın”ların iddia ettiği gibi “İslam’ın nurlu ışığında aydınlanmış üstün bir ırkın” yarattığı mucizevi bir toplumsal düzen değil.

Türkiye’nin toplumsal düzeni kendine has kimi özellikler taşımakla birlikte, yarı-sömürge, yarı-feodal toplumsal formasyona sahip ülkelere benzerdir.  Burjuva demokratik devrimini yapamamış, emperyalizmin sömürüsüne maruz kalan bütün ülkelere benzer özellikler taşıyan bir düzene ve ona uygun bir “demokrasi”ye sahiptir.

Durum böyle olduğu için de son iki aydır örneklerini ancak ve ancak  yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde görebileceğimiz (Türk hakim sınıfları sözcülerinin faşist kafa yapılarının ürünü olan ve aynı zamanda bir aşağılamayı içeren sözlerle ifade edersek “ancak ananas devletleri”nde görebileceğiniz!) “olay”lar yaşanmaktadır. Bu tür “garip”liklerin kaynağı Türkiye’de bir üst yapı kurumu olan devletin üzerinde yükseldiği zemindir.

Halka zulüm yandaşa ve candaşa gülüm: UŞAK DEMOKRASİSİ!

Türkiye’de kurulu düzen aynı zamanda “feodalizmin sopası”nı da kendi içinde taşıdığından en demokratik gösteri bile faşist bir zorla bastırılır. Ulus, azınlık milliyet ve mezhepler üzerinde sadece baskı değil, katletme örnekleri de sürgit devam eder. Üstelik katiller mağdurlarla alay etmeye ve hatta katledilenleri suçlamaya devam ederler. Kimse cezalandırılmaz. Yakılarak öldürülenlerin olduğu yere kebapçı açılır, katillerle TC bayrağı (Türk halkının bayrağı değil) önünde fotoğraf çektirme yarışına girilir ya da uçaklarla paramparça edenlere kamuoyu önünde teşekkür edilir! Örnekler o kadar çok ki!

Böyle bir ülkede yargı da “tam bağımsız” olduğu içindir ki, “Türk Milleti” (Türk halkının değil hakim sınıflarının) adına karar verir. Hadi geçtik ÖYM’leri, paralel yargıları, normal mahkemeler bile halk üzerinde terör estirmekten geri durmaz. Örneğin 2012 yılında Eskişehir’de SGK’nın önünde başbakanı protesto eden ve ona  “IMF uşağı” diyen (az bile demişler!) 17 genç 1 ila 2 yıl arasında hapis cezasına çarptırılır. Aynı başbakanının önüne geleni “uşak”, “vatan haini” ilan ettiği bir ülkede “bağımsız yargı” böyle işler. Böyle olur patron-ağanın “ileri demokrasi”si!

Halkın milyon dolarlarını yolsuzluk ve rüşvetle çalanları korumak için “demokrasi paketi” adı altında ÖYM’leri kaldırıp, (öte yandan TMK kaldırılmadığı için bütün ACM’lerini ÖYM yaparak) halk üzerinde baskıyı artırmaya dönüşen adımlar ancak ve ancak Türkiye gibi ülkelere özgüdür. Tam da bu nedenle halkımız “Allah devletin kapısına düşürmesin” diye dua ya da “mahkemelerde sürüm sürüm sürünesin” diye beddua etmiyor mu? Türkiye’de yargının göstermelik de olsa bağımsız davranmaması, pekala eleştiri olarak değerlendirilebilecek bir söylemin bile hapis cezalarıyla yanıtlaması nasıl bir düzende yaşadığımızı göstermiyor mu?

17-25 Aralık operasyonlarıyla gündeme gelen ve mahkeme kararlarının uygulanmaması olarak yaşanan süreçte, halka yönelik saldırıda dizginsiz olmak ancak ve ancak benzerlerini yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde görebileceğimiz “garip”liklerdir ve anlaşılırdır! Türkiye’de hakim sınıflar “ileri demokrasi” adı altında en ufak bir eleştiriye dahi tahammül edememektedir.

Böylelikle bir kez daha Türkiye’de demokrasinin halka değil de hakim sınıflara ait bir kavram olarak, onların çıkarlarını koruyan bir içerikte ele alındığı açıktır. Böyle olur uşağın demokrasisi! Halka zulüm, yandaşa ve candaşa gülüm!

Türkiye bir “muz ya da ananas devleti” olmadığı içindir ki, “yeni” Türkiye’de bir zamanlar tüccar olan ve bu işten “ekmek yiyen” T. Erdoğan günümüzde sayılı zengin başbakanlarından olmuştur!  Erdoğan’ın vakti zamanında tüccar rantıyla semirdiğini hatırlatarak, günümüzde bu kadar zenginleşmesinin devlet aygıtının kendisine ve temsil ettiği çevrelerin zenginleşmesi olarak kullanıldığını ifade edelim. Öyle ya Türkiye gibi ülkelerde “havuz”lar sadece matematik problemlerinde ya da yüzme amaçlı kullanılmaz! Devlet olanakları, burjuva-feodal kliğin semirmesi için ve rakip kliğin üzerinde baskı kurulması içinde olabildiğine “yaratıcı” biçimde kullanılır. Buna da “Yeni Türkiye” adı verilir. “Eski Türkiye”nin de bundan farklı olmadığını, sadece patron-ağaların değiştiğini, temel meselenin yukarıda özetlediğimiz sömürü biçimdeki değişiklikten geçtiğini hatırlatalım.

Benzer şekilde düzenin yani “yeni” Türkiye’nin kendini yeniden üretebilmesi için, halkın rızasına ihtiyaç duyulur. Bunun için kitle iletişim araçları devreye sokulur. Medya sahibi olunur. Yandaş basın yaratılır. Ancak bu da yetmez ve haberlere müdahale edilir. Başbakan dünyanın neresinde olursa olsun bir telefon açar ve “vay anasını yav” diyerek medyaya ayar çeker! Böylelikle “yeni” medya düzeni de kurulmuş olur. Tabii bu “yeni” medyanın tek farkının sahibinin değişmesi olduğunun, halkın değil de sahibinin sesi olarak ses vermeye devam ettiğini belirtelim.

Haksızlık etmeyelim, İslamcıların “yeni” Türkiye’sinin başarılı olduğu bir konunun altını çizmek gerekir. O da vakıf kurmadır! Osmanlı’dan devralınan vakıf anlayışıyla yolsuzluğun, rüşvetin “İslamisi” yapılır! Bu konuda cedlerinin başarılı bir devamcısı olduklarına işaret etmek gerekir. Nitekim geçmişte Osmanlı ataları, mülklerini merkezi feodal iktidarın müsaderesinden koruyabilmek için, “mülkü Allahın üzerine” kaydedip vakıf kuruyor ve bunu da hayır-hasenat işleri için yaptıklarını söyleyerek, özel mülkiyetlerini güvence altına alıyorlardı. Bunlar da yolsuzluklarının üzerini örtmek için vakıf kuruyorlar!

Tüm bu yaşananlar ülkemizde ekonomik alt yapının yarı-sömürge, yarı-feodal formasyona sahip olması ve bu alt yapının kendisi de bir üst yapı kurumu olan devlet başta olmak üzere üst yapıyı belirlemesinden kaynaklıdır. Diğer bir ifadeyle üst yapıda yaşanan bu gelişmelerin kaynağı alt yapıda var olan yarı-sömürge, yarı-feodal sosyo-ekonomik yapıdır. Bu düzen T. Erdoğan’ın ifadeleriyle “vay anasını yav” düzenidir!

Bu düzenin temelden değişmesinin yolu, yarı-sömürge, yarı-feodal toplumda baş çelişki olarak ortaya çıkan feodalizmle halk yığınları arasındaki çelişkinin demokratik devrimle ortadan kaldırılmasından geçmektedir. Demokratik devrimin güncelliği patron-ağa düzeninin yaşadığı ve “devlet krizi” olarak tanımladığı sürecin içinde saklıdır! Öyleyse demokratik devrim için sarıl güne, sarıl saate!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu