Makaleler

Yeni Yılla Gelen Devrim:1 Ocak 1959 Küba Devrimi

Devrimin gelişimi…

 Aynı yalınlıkla ölmek isterim

 Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.

 Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde

 Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

 Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim

 Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında

 Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında

 Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

 

Jose Marti böyle yazmıştı ‘aydınlık ve özgürlük delisiyim.’ O Küba’nın ulusal kahramanı. Fidel’e ilhan kaynağı olmuş özgürlük aşığı. Jose Marti İspanyol sömürgeciliğine karşı direnmiştir. 11 Nisan 1895’te Jose Marti, aralarında General Maxsimo Gomez’in de bulunduğu sürgündeki muhaliflerden oluşan bir güçle Küba’ya ulaşmıştır.

19 Mayıs 1895’te Dos Rios savaşlarında, İspanyol güçleri ile girdiği çatışmada yaşamını yitirmiştir. İşte bu ‘’ özgürlük delisinin’’ açtığı yolda 1 Ocak 1959’da bir grup devrimci coşkuyla adada sosyalizmin bayrağını taşıyarak başkent Havana’ya doğru yürüyüşe geçti ve insanca bir yaşam ve düzen kurmak olduğunu ifade ettiler.

Jose Marti’nin başta İspanyol sömürgeciliğine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesi Amerikan emperyalizminin arka bahçesi haline gelmiş bir ülkede gerçeğe dönüştürdüler. 1800’lerin ortalarında Küba adası İspanyol sömürgesi altındaydı. Ekonomiyi ve diğer siyasi gelişmeleri bu sömürgeci devlet belirliyordu.

Zengin tarımsal alanları ulusal zenginlikleriyle sömürülüyordu Küba. Bu dönemden sonra 1900’lerin başında Amerikan emperyalizminin sömürgesi haline gelmiştir. Bu dönemde de bağımsızlıkçı ve devrimci fikirler gelişmeye başladı. Ama gerçek anlamada bir fikir birliği ve kurtuluş için doğru bir önderlik yoktu. Hareketler daima Amerikan emperyalizminin ağır darbeleriyle yok edildi. 1930’ların devrimci ruhu 1950’lere gelindiğinde doruk noktasına çıkmıştı. Çünkü başta 1917 Ekim devriminin etkisi ve kapitalizmin ağır krizi tüm dünyaya açlık yoksulluk ve sefalet ve savaş getirmişti.

Dünya bu döneme kadar iki tane emperyalist paylaşım savaşına tanıklık etmişti ve kapitalizm dünyaya bir gelecek vaat etmiyordu. Jose Marti’nin 1953 yılındaki 100. doğum günü Kübalılar için özel bir öneme sahiptir. Bu bakımdan o zamanlar genç bir avukat olan Fidel Castro bir grup arkadaşıyla beraber 1953 yılında Moncada kışlası baskınını gerçekleştirdi. Ama kısa zamanda yakalandılar çeşitli hapis cezalarına çarptırıldılar.

Bu dönemde Küba Amerikan emperyalizminin tam bir arka bahçesi haline gelmişti.1952 yılında Batista faşizminin son sınırına gelmiş ama diğer yandan ülke bir kumar ve açık genelev haline gelmişti. Kapitalistler burada oteller alarak tek gecelik keyifler yaşıyorlardı.

Moncada kışlası baskını sonrasında Fidel Castro’nun yaptığı savunma geçmişten günümüze sömürgeciliği, gericiliği ve emperyalizmi yargılar nitelikteydi: “Tarih beni beraat ettirecektir”’ mahkeme duvarlarında yargıçların suratına bir tokat gibiydi bu sözler. Fidel cezaevine daha sonra da sürgüne gönderildi ve burada uzun zaman yoldaş olacağı Che Guevara ile tanıştı. Bu genç Arjantinli ile fikirleri Latin Amerika devrimi için uyuşuyordu.

Küba halkı böylece asıl önderlerini bulacak oluyorlardı. İhtilalci devrimcilerin yönü Küba adasıydı. Ve uzun tartışmalardan sonra bir grup devrimciyle beraber Küba adasına küçük bir gemiyle yolculuk yaptılar. Gemi fırtınalar içerisinde battı batacak bir halde Küba kıyılarına vurdu. 120 kişiyle başladıkları yolculukları 30 kişi ile bitti.

Geminin batmaması büyük bir şanstı. İşte bu isyancı gerillalar Sierra Maestra dağlarına yerleştiler. Üslenim alanlarını buraya kurdular. Batista yönetimine karşı etkili gerilla vuruşlarıyla iktidarı savunmasız hale getirdiler. Hatta Sierra Maestra dağlarında günlük yayın yapan bir radyo kurdular ve 1959 yılının 1 Ocak günü devrimi nihai zaferine ulaştırdılar. Batista Amerikaya kaçtı.

kübaaa 1Bürokratik aygıta dönüşen devrim…

Amerikan emperyalizmi ilk şoku atlattıktan sonra adaya yaptırımlar uygulamaya başladı. 1800’lerin sonundan itibaren adada özgürlük arayışlarını her zaman zor yöntemiyle yok etmeye çalıştı. Ama 1959’daki başkaldırıya yanıtı:’ihanet’ değerlendirmesi oldu ve devrimi boğmak için her türlü yolu denedi. En sonunda başaramayınca 1961 yılında Küba’yı işgal planı olan Domuzlar Körfezi çıkartmasıyla sonuçlandırmaya çalıştı.


Hayal kırıklığıyla geri döndü. Bundan sonra Küba yönünü sosyalizme çevirdi ve ülkeyi hızla yeniden inşa etti. Açlık, yoksulluk, sağlık, üretim konuları sosyal devlet planlamacılığında çözdü.Fakat bu dönemde Sovyet Sosyal Emperyalizmin (Kruşçev revizyonizminin)uydusu haline gelmekten kurtulamadı.

Üretici güçlerin gelişimini sağlamak yerine Sovyetlerden yardım almayı böyle ayakta durmayı devam ettirdi ve Kruşçev revizyonizmine tavır sergilemede cesaret gösteremedi. Bu bakımdan bugün bürokratik bir burjuva devlet aygıtına dönüştü.

Sovyetler Birliğinin dünyada ilk işçi devrimini gerçekleştirmiş olmasından dolayı tüm dünyadaki komünist partiler tarafından çokça saygı duyuluyordu.

Ve söyledikleri her şey doğru gibi algılanıyordu. Ama durumun böyle olmadığı çok geçmeden sadece birkaç komünist parti tarafından anlaşıldı. Çin, Yugoslavya ve Arnavutluk hariç Sovyetlerin her dediğini uygulayan ülkelerle doluydu.

Bu bahsini ettiğimiz üç ülke bu bakımdan çok yalnız kaldılar ama tavırları Kruşçev revizyonizmine karşı doğruydu. Kruşçev o dönemde emperyalizmle silahlanma yarışına girmiş ve asıl hedefi olan dünya halklarının kurtuluşu için çaba göstermektense Amerikan emperyalizmiyle silahlanma yarışına girişmiş diğer yandan da emperyalizme sözde barış görüşmeleri yapmaya başlamıştır.

Evet Küba’nın sosyalizmi aslında bir ulusal kalkınma planından başka bir şey değildi.

Sosyalizmi tam hedef almış bir yapılanma kapitalist üretim biçimlerinin ve ilişkilerini tasfiye etmektir. Fakat Fidel bunu hedeflememiştir. Zaten devrimin ilk zamanlarından itibaren komünizmi hedeflemediğini açıklamıştır. Devrimin ilk günlerinde Amerikan emperyalizminin ciddi salvolarından korunmak için SSCB’ye yakın durmuştur. Anlaşmalar karşılıklı imzalanmış. Sovyetlerden para alarak karşılığında rafine edilmiş petrol,alüminyum,şeker vb verecekti.

Amerikan emperyalizminin bunu öğrenmesinden sonra adayı istila etme planları gündeme geldi. İşte bu dakikan sonra Küba, Amerikan emperyalizmiyle Sovyet Sosyal Emperyalizminin(RSE) kozlarının paylaştığı bir ülke haline geldi. NATO, Türkiye’ye füze rampaları yerleştirerek RSE’nin herhangi bir yerini uzun menzilli bir füze ile vurma planı karşısında RSE’de Küba’ya füze rampaları yerleştirerek karşılık verdi.

Devrimi gerçekleştiren önder kadronun da buna ses çıkartmaması başka bir olgudur. İşte bu yüzden Sovyet Sosyal Emperyalizminin uydusundan çıkamamış sosyalizmi tam başarıya ulaştıramamıştır. Bürokratik bir devlet aygıtına dönüşmüştür devlet.

Küban’ın Dünya Devrimindeki Yeri…

Küba devrimi elbette bizim için önemlidir. Ekim devriminin rüzgarı bir çok ülkedeki ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelelerini körükledi, etkiledi. Çin, Bulgaristan, Arnavutluk, Yugoslavya vb gibi ülkelerde devrimler peşi sıra geldi. Küba’ki bu devrimci başkaldırıda bu sosyal kurtuluş mücadelesinin bir ürünüdür.

Kapitalist- emperyalizmin dünyayı istila ettiği, zengin yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarını sömürmek için giriştiği savaşta Küba devriminin anlamı kapitalist emperyalist zincirin halkalarından birinin parçalanmasıdır.


kübaaa 2Sosyal devrimin gereği toprak reformu, sağlık ve barınma hakkı, iş saatlerinin düşürülmesi gibi önemli adımlar atılmış fakat sosyalist bir üretim tarzı için adımlar geride kalmıştır. Dahası kapitalist üretim ilişkilerinin parçalanması için gerekli cesaretli adım atılmamıştır.

Deyim yerindeyse ileri bir burjuva demokrasisi inşa edilmiştir. Ama buda bürokratik bir aygıttan ileri gidememiştir. Küba’daki devrimci önderlik tam anlamıyla proletaryanın başının çektiği tam bir komünist parti yapılanması değildir. Küçük bir grubun etkili eylemlerle kitleleri etkilenmesi sonucu meydana gelmiş bir devrimdir.

Ama tamda handikap buradadır. Kitlelerin katılmadığı bir devrim proletaryanın önderlik etmediği bir devrim bürokratizme batmak zorundadır. Devrimin önderliğini küçük burjuva bir grup çekmiştir.

Dönüşümünü gerçekleştirememiş olmasının asıl sebeplerinden biri burjuva demokratik devrimi sosyalist bir devrimle tamamlayamamış olmasından kaynaklanıyor. Burjuvazisi bir atımlık barutunu burjuva devriminde kullanmış ve artık bir devrimi ileriye taşıma gücünü yitirmiştir.

Feodalizmden aldığı iktidarını kendi çıkarları için daha ileriye taşıyamaz. Burjuva demokratik devrimi tamamlama görevi bu yüzden proletaryanın görevleri içerisindedir. Bunun yanında bir devrimin en önemli sorunsalından biri kendi gücüne dayanmaktır. Ama Küba devriminin önder kadroları esasta dışarıya, Kendilerinin birini desteklemelerine ihtiyaç duymuşlardır.

Dünya konjektörü bu dayatabilir. Esas olarak safını belirlemek için durduğun zemini tespit edersin. Fakat esasta bir olguyu yaratmak içinde kendi öz gücünü açığa çıkartırsın. Eğer ki belli bir rotan yoksa başkası rotanı belirler. Proletarya diktatörlüğü için kapitalist üretim ilişkilerinin bertaraf edilmesi gerekir.

Burjuva devlet aygını yıkıp yerine proletaryanın iktidarını örgütlemek gerekir. 1917 Ekim devriminde proletarya burjuva devlet aygıtını parçalamış yerine Sovyetleri inşa etmiştir. Tüm üretim alanlarına bilinçli proleterler yerleşmiş ve yaşamı yeniden üretmişlerdir.

Günümüz İçin Birkaç Söz…

Kapitalist/emperyalist sistem günümüz itibariyle özde değişmeden varlığını sürdürmektedir. Değişen olgu sermayenin küresel gelişiminin devamı için sermayenin önündeki ulusal engellerin kaldırılmasıdır. Para rantın daha rahat dolaşımı için uluslararası
düzenlemeler yapılmıştır.

Bunun yanında zengin enerji kaynakları için düşük yoğunluklu ve orta ölçekli savaşlar çıkartılıyor. Ülkeler, sınırlar ve yönetimleri tekrar tekrar değişimlere tabi tutuluyor.

Özellikle Amerikan emperyalizmi dünya dengelerini yeniden değiştiriyor. Enerji kaynaklarının vanaları için ülkeler işgal ediliyor. Yönetimleri bunun için kimi zaman para yoluyla kimi zaman da silah zoruyla ikna etmeye çalışıyor.

Ve haritalar yenide çiziliyor. Bunun karşısında diğer emperyalist devletler kendine göre pozisyon belirlemekte ve aralarında bir it dalaşı her daim yaşanmaktadır.

Emperyalistler arası çelişkilerden dolayı yek pare bir dünya yönetimi hayal eden bazı düşünür ve akademisyen tayfası şunu anlamalılar: kapitalizmin saltanı sonsuz değildir.

Kapitalizmde toplumsal üretimle tüketimin bireyselliği arasındaki çelişki devam ettiği müddetçe kapitalizm kendi sonunu görecektir. Bundan dolayı önümüzdeki dönemde dünya sosyal patlamaların olacağı bir yer haline gelecektir.(Bir Özgür Gelecek okuru)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu