GüncelYorum

YORUM | Al Gözüm Katar Eyle!

Bütün madenlerin, fabrikaların, arsaların, askeri fabrika ve limanların Katar'a satıldığı bir ülkenin “milliliği”de bir teraneden öteye gitmez.

Ekonomik olarak iflas bayrağı çekmiş iktidar elinde ne varsa satıp günü kurtarmanın hesabı içindedir. Bir televizyon programında Mehmet Metiner’in sözünü ettiği, “bizi besleyen” Katar’ı tanımak, ona göre yorum yapmak önemlidir.

Osmanlı egemenliğinden 1915’te bağımsızlığını ilan eden Katar Emirliği, ardından İngiltere’nin resmi sömürgesi oldu. Ancak 1971’de yapılan anlaşma ile bağımsızlığına kavuştu.

11.586 km2  toprağa sahip ülkenin nüfusu ise 2.795.485 ‘dir. Katarın yıllık milli geliri 324.2 milyar dolar, ortalama kişi başı yıllık geliri ise 88,559 dolardır. Yaklaşık yüz ülkede yatırımı bulunan Katar’ın en çok yatırım yaptığı ülke sıralamasında Türkiye 7. sıradadır. Katar’ın dünyada toplam yatırım tutarı 335 milyar dolar, yurtiçi yatırım portföyü ise 100 milyar dolardır.

Katar’ın ulaşım ve otelcilik, spor ve gayrimenkul alanında dünyada yaklaşık 10 milyar dolarlık yatırımı bulunmaktadır. Bu kadar yatırımı bulunan Katar’ın Türkiye’deki toplam yatırımı 18 milyar dolar civarındadır. Son dönemde Türkiye’de mülklerin tek alıcısı Katar’dır. Erdoğan bu tablo için “paranın dili, milliyeti ve vatanı olmaz” sözlerini sarf etmiştir.

Şunu çok iyi görmeliyiz, her anlamda sıkışmış olan iktidarın pazara sunduğu malların Katar’dan başka alıcısı yoktur. Sermaye aynı zamanda güvenli bir liman ister. Hiçbir yabancı sermaye bu ortamda yani hukukun, yasama, yürütmenin tekbir adamın ağzından çıktığı bir ülkeye yatırım yapmaz. Ama Katar Emiri’nin sarayını Suudi Arabistan işgalinden T.C kurtardığı için iktidarın can suyunun, suyu olmayan Katar’dan gelmesi kadar doğal hiçbir şey yoktur.

Yurtdışından aldığı kredi borçlanması yüzde 6’yı bulan bir ülkeye her anlamda güven sıfırdır. Erdoğan’ın her demecinde dile getirdiği “yerli ve milli” söylemi ibret verici bir durumdadır.

Bütün madenlerin, fabrikaların, arsaların; askeri fabrika ve limanların Katar’a satıldığı bir ülkenin “milliliği” bir teraneden öteye gitmez.

Ekonomik ve Siyasi Kriz İktidarı MHP ve Mafyaya Mahkum Ediyor

İktidar, Katar’la kurulan ilişkide de açığa çıkan ve pandeminin derinleştirdiği ekonomik ve siyasi çıkmazlarından, milliyetçilik ve gerilimi yükseltmek için devreye soktuğu savaş politikalarıyla kurtulmaya çalışıyor.

Suriye’de Emevi Camii’sinde cuma namazı kılma hevesi ile girdikleri Suriye krizi ardından patlak veren Libya, Kıbrıs ve Yunanistan krizleri ve nihayetinde Ayasofya tartışmaları iktidarın ne kadar sıkıştığını göstermektedir. Ancak tüm bu gerici ve milliyetçi çıkışlar da onu kurtaramamıştır. “Tek millet iki ülke” söylemi ile yıllarca yığınak yaptığı Azerbaycan’da, Karabağ’ı işgal den AKP-MHP ittifakı şimdilik durmuş gözükmektedir.

TC’nin, iki düşman ulus bellediği Kürtler ve Ermenilere yönelik katliam, yok etme mezar taşlarına yapılan saldırıları da içerideki yangını söndürmeye yetmiyor.

Enflasyonun yüzde 30’larda olduğu, işsizlik rakamlarının 25 milyona dayandığı, doların 8 TL, Euro’nun 10 TL’ye yaklaştığı ve TL’nin bir yıl içinde yüzde 30-40 değer kaybı yaşadığı bir coğrafyada yaşıyoruz..

Hem sanayi girdileri hem de günlük yaşama yansıyan yoksulluk artık halkın cebindeki yangınların iktidarı yakma noktasına geldiğini gösteriyor.

Bu kadar çıkmazda olan bir yönetim için karanlık mafya ortaklığının yavaş yavaş sahneye çıkma zamanı gelmiş demektir. Biliyoruz ki faşist MHP siyasi geleneğini katliamlar üzerinden var etmiştir. MHP devrimcilere yönelik cinayetler; Çorum, Sivas, Maraş katliamları, bu süreçte de ölen asker ve polis cenazeleri üzerinden kendini var etmektedir.

Bir siyasi parti ve örgüt günlük yaşamda politika kuramazsa, ölümler üzerinden kendini var eder.

Toplumsal hareketlilik, işçi ve emekçilerin bu kadar baskı ve zulüm altında öfkeleri, sokakları gittikçe ısıtacaktır. Soma ve Ermenek madencilerinin çaktığı kıvılcımlar sokakları ateşleyecektir! İktidarın da buna karşı karanlık ortağı MHP ile devrimcilere, aydınlara özellikle de Kürt politikacılara yönelik cinayetlere yönelmeleri olasılık dahilindedir.

Faşist bir mafya liderine direkt iktidarın sahip çıkması bu sıkışmışlığın en açık kanıtıdır. Birlik, dayanışma, ortak ve kolektif akılla; toplumsal dinamiği örgütlemenin yolu ancak toplumun içinde, hayatın orta yerinde olmakla mümkündür.

Sırça köşklerde yazılan büyük laflarla bu karanlığa çare olmak mümkün değildir. Devrimci durumun büyük olanaklar sunmasına karşın güçlerin bu kadar zayıf ve dağınık olmasının sorumluluğunu ve çıkışını kendi içinde aramak gerekir.

Kendini sorgulamayan, kendi gerçekliğinden uzak, toplumsal diyalektiği göremeyen bir hareket bu süreçlere çözüm bulup yol gösterici olma bilgeliğini gösteremez!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu