GüncelMakaleler

TARİH | Bir Feda Komutanı; Nubar!

“Bir hırka bir lokma” ilkesinin öncüsü ve temsilcisi oldu. Bilgisinden, başarısından, çalışmasından başı dönmedi.

Bugün her zamandan daha fazla daha ve öncelikli olarak devrimcileşmenin ismini, yolunu, çizgisini somutlamalıyız. Bunun yolu Nubarlaşmaktır. Ülkemizin ekonomik-politik-toplumsal gerçekliği, faşist askeri yapısı kavrandığı ölçüde nasıl bir devrimcilik yapacağımız, nasıl bir direniş çizgisi izleyeceğimiz ve nasıl bir yaşam sürdürüp savaşacağımız daha iyi anlaşılır.

Hangi ülkede, hangi egemen sınıfların yönetimi ve zulmü altında işçiler, köylüler, ezilenler yaşıyor? En temel hak ve özgürlükler için bile irade olarak ortaya çıkıldığında faşizmin en saldırgan yüzüyle karşılaşıldığı bu ülkede, Nubarlaşmaktan başka bir devrimcilik yolunun olmadığını, olamayacağını görmek, anlamak gerekir.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik ve toplumsal her gelişmeye baktığımızda görüp anlayacağız ki, militan mücadeleden başka izleyeceğimiz çizgi yoktur. Devrim, düşünüldüğünden-hesaplanıldığından daha zor bir iştir. Bu zorlu işin öncülüğü sıradan bir bilinç irade ve kararlılıkla başarılamaz. Oldukça merkezileşmiş, örgütlenmiş, her yönüyle disipline olmuş bir öncülükle kazanılır. Devrim, devrimciliği meslek edinenlerin öncülüğünde, yol göstericiliğinde gerçekleşir.

Devrim yoksul kalabalıkların içinde mesleği devrim olanların aklı ve elleriyle, bilinç ve iradesiyle yapılır. Bu savaşımda tarihin yegane yapıcılarının halk olduğu asla unutulmamalıdır.  Kimsesiz, sahipsiz, yoksul kalabalıkların ateşe sarılması olmadan devrim olmaz. Halk da söze değil işe bakar. Sözleri dinler, yazıları okur.

Ancak ellere, eyleme, pratiğe daha çok bakar, inanır ve değer verir. Pratik devrimciliği lafazanlıktan, gevezelikten ayırt eder. Pratiğin ve eylemin değiştirici-örgütleyici gücüne, onun yapıcılığına, adaletine ve vicdanına her şeyden daha fazla inanır. Yoksul kalabalıklar devrimci gibi düşünen, yaşayan, mücadele edenlerin peşinden gider.

Bundandır ki devrimcileşmeden, öncülükten, komutanlaşmaktan bahsettiğimiz yerde Nubar Ozanyan yoldaştan bahsediyoruz. Onun korkusuz duruşundan, sınırsız fedakarlığından, yorulmak bilmez çabasından her koşulda savaşa göre şekillenişinden, devrimci eyleminden bahsediyoruz.

Bugün daha fazla Nubarlaşmaktan düşünce eylem ve yaşamından bahsedeceğiz. Daha fazla çalışmalarından bahsedeceğiz. Daha fazla iddialı, kararlı, güven veren pratik devrimcilikten bahsedeceğiz.

Unutmamak gerekir, büyük toplumsal sorunlar ancak büyük fedakarlıklarla dolu ileri bir akıl ve olağanüstü mücadele ve örgütlenmeyle çözülür. Bundandır ki devrim, özel türden insanlarla gerçekleşir. Umut olur. İnanç olur. Gerçekleşecek mutlak hayal olur.

Komutan Nubar’ı anlamak demek ülkemizi, soykırımları ve zulmü anlamak, tanımak, farkında olarak ayağa kalkmak, savaşmak demektir. Nubar yoldaş hem soykırımın hem de yoksulluğun en dibindeki yıkık bir yaşamın asi evladıydı.

Kumkapı’da yaşadığı ev, eski bir Ermeni eviydi. Çocukluğunu anlatırken, çöktü çökecek evlerinin duvarlarındaki yarılmaları ve balkondaki kırılmaları dile getirirdi. Evlerinin bir gün bakımsızlıktan ve yoksulluktan çökeceğinden “korktuğunu” dile getirirken içinde yaşanan ve kopacak olan devrim fırtınasından bahsederdi.

Çocukken dedesinden başkasının kendisine sahiplik yapmadığı yetim bir yaşamdan bahsederken muktedirlere, zalimlere olan hıncını ifade etmekten çekinmezdi. O koynunda acı ve öfke büyütüyordu. Yoksul ve çökük yaşamın içinden çıkıp kayalara tutunarak fırtınalara meydan okudu.

Dedesinin Yozgat’ta yaşanan soykırım hikayelerini dinlediğinde anlatılmaz öfke ve tanımı olmayan hınç biriktirirdi çocuk yüreğinde. Yoksulluğuna ne demeli?

Daha çocukken Kumkapı sahilinde denize dalıp çıkardığı midyelerle, pazarlarda atılan sebze ve meyveleri toplayarak karnını doyurup, evin yaşlı ferdine de emek ve nefesiyle katkı sunar.

Yaşamın en kırık ve çökük yerinde tanık oldukları ona devrimcilikten başka bir çıkış yolunun olmadığını iyi anlatmıştı. Hem soykırım hem yoksulluk ve yokluk acıları birleşince ortaya Nubar Ozanyan gibi bir devrimcinin, korkusuz bir komutanın çıkmasının nedenleri daha iyi anlaşılır.

Ele avuca sığmaz bir çocuk olan Nubar’ın gözü ne okulda ne okuyup düzene demir atacak yaşamda olur. İlk ve orta okulun birinci sınıfına kadar en yaramaz, en hareketli, en bıçkın çocuğu olarak ün salar sınıfında.

Kumkapı sahilde en derinine dalmanın, zirvelere ayakkabısız çıkmanın iradesi olur. Çocukken bile dünyanın, sistemin tüm hallerine gülüp alay eder. Sistemin tüm nimetlerine sırtını döner. Büyüyünce nasıl biri olacağı daha o zamandan belli olur. Deyim yerindeyse çocukluğunda yaşadığı yoksulluk ve dinlediği zulüm hikayeleri onun devrim kaderini çizer ve belirler.

Daha çocukluk yıllarında iken doğa üstü fiziki gücünü herkes görür ve tanık olur. Ancak çocukluk yıllarında başlar mütevaziliği, görünmezlik içindeki yaşamı. Sahneyi, vitrini sevmez. Alkışlarla alay eder.

Ne pasaporta ne de fotoğraf makinasına içi ısınmaz. Ne reklamı sever ne de renkli sayfalarda poz vermeyi. Mesleğinin en zirvesine çıkınca bile bir emekçi gibi görünmezlik ve sessizlik içinde yaşamayı seçti. Kendini kimseye göstermemeye çalıştı. Bunu yaşam ilkesi edindi.

En yıpranmış, solmuş elbiseleri giyip kalabalıklar içinde emekçi yaşamı seçerken aslında nasıl bir devrimcilik yolu izlememiz gerektiğini bizlere öğretiyordu.

DAEŞ’e karşı kahramanca direnişi ve kavgayı en ilerde yazış eyleminde bile o mütevazi hali halen hafızalardadır. Herkes direnişin kahramanı, yapıcısı görünmeye çalışırken o görünmez bir köşede “sıradan” haliyle gösterdiği mütevazi duruşuyla daha o zaman nasıl bir komutan ve yoldaş olmamız gerektiğini bizlere ve herkese öğretti.

Partisinin en zor sürecinde, örgütlenmeye en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde geçilmesi oldukça zor sınırları geçerek ulaştı yoldaşlarına. Her zaman ve her koşulda olduğu gibi “Ben de varım” dedi. Hiçbir gerekçeye sığınmadı. Asla sızlanmadı. Devrime, görevlere her an, her yönüyle hazır olmanın ciddiyet isteyen sorumluluğuyla hareket etti.

Yoldaşlarının her başarılı çalışma ve pratiği onu muazzam sevindirip heyecanlandırırdı. Gerillanın Dersim’deki adımlarını, gelişimini duyup öğrendikçe içini tarifi zor bir sevinç kaplardı.

“İyi… Çok iyi be yoldaş!” kelimeleri tebessümle dökülürdü dudaklarından. Sanki partisinin ruhunu ve iç dünyasını kendi dünyasında ve omuzlarında taşırdı. Bir komutan bu kadar savaşçılarıyla, partisi ve yoldaşlarıyla bütünleşebilir mi? Onu yakından ve iyi tanımayan, sessizliğine bakarak değerlendirmeye çalışan herkes yanılmıştı.

Komutan Nubar, yoldaş MARTAGER, devrimin, partisinin ve halkın ünsüz kariyersiz ismi oldu.

Ortadoğu’da ona görev verildiğinde herkesten önce alana giderek başladı çalışmalara. Hem komutanlık hem de daha önemlisi yoldaşlık yaptı. Hem kendi yoldaşlarıyla hem Kürt savaşçılarıyla güvenilir ve sağlam ilişkiler geliştirdi.

Savaşa göre şekillenmenin en ileri ve en doğal komutanı oldu. Adeta doğanın ve savaşın yoldaşı oldu. Yaratıcılık ve pratik zekayı, doğayla ve savaşla uyumlu yaşamı onun her pratik örneğinde görmek mümkündü.

Kobane direnişi Rojava’nın kaderini belirleyecek bir sürece hazırlanıyordu.  Herkes yükselen özgürlük sesine kulak verip yüzünü direnişin en zorlu topraklarına çevirdiğinde Nubar yoldaş en önde olmak için adeta ateşe sarıldı.

Rojava’da sayısız enternasyonalist devrimciye savaşın ve savaşçılığın en ince ayrıntılarını öğretti. Sabotaj ve patlayıcı ustası olan Martager, elinin yetiştiği, ulaştığı her devrimciye bilgi ve birikimini, askeri tecrübesini aktardı. Daha ilerde bir savaşa ait donanım için herkese büyük emek verdi. Yeri geldi sabotaj bilgisi ve pratiği verdi.

Yeri geldi ferdi silahların en ileri düzeyde kullanılması için eğitim verdi. Yeri geldi cesaret, moral ve kararlılık dağıttı.

Mütevazi bir devrimcide olabilecek bütün erdem ve değerleri paylaştı. Ekmeğini, suyunu, battaniyesini vb. kendisine ait olan her şeyini paylaştı. Bunu ilke edindi. İleri yaşına kadar biriktirdiği tüm askeri bilgi ve tecrübeyi paylaşmakta asla cimrilik yapmadı. Yoldaşa-savaşa cömert davrandı. Bunları yaparken o kadar doğal ve yoldaşça davrandı ki!

Öğretirken de usta öğrenirken de ustaydı! Sanki doğada yaşamak ve düşmana karşı savaşmak için vardı. Ne sistem ne doğanın zorlukları ne de düşmanın kıyıcı silahları onu teslim alabildi.  Yaşama, savaşa ait ne varsa hemen her konuda, her pratikte devrimci duruşunu asla kaybetmedi. Komutan Martager bir savaş çizgisiydi.

Nasıl ki Sevan Gölü’nün en derinine dalma cesareti ortaya koyduysa Ararat’ın zirvesine çıplak ayakla çıkma cüretini de ortaya koydu.

Karşılaştığı, tanıştığı, yakınlaştığı her Ermeni gence silahı tanımasını, en iyi şekilde kullanması gerektiğini öğretti. Ve bir daha soykırım felaketini yaşamamak için mutlaka savaşmayı, direnmeyi, öğrenmek ve örgütlenmek gerektiğini anlattı.

Rojava’da her bir toprak parçasına baktığında üzerinde kafileler halinde sürgüne, aç ve çıplak halde yürüyen halkını gözünün önüne getirdi. Her canlıya, her harekete ve değişime dolu dolu baktı. Anlamaya, tanımaya çalıştı. Neler yapabileceğini düşündü ve hayal etti.

Partisinin, devrimin sorumluluklarına büyük ciddiyetle yaklaştı. Baktığı her şeyde “düşmana nasıl darbe vururum” diye düşündü. “Daha iyi ve ileri nasıl savaşabilirim?” Burjuva-feodal sisteme ait her türlü kirden uzak durdu ve yaşadı. Sade yaşadı, sıkı çalıştı.

“Bir hırka bir lokma” ilkesinin öncüsü ve temsilcisi oldu. Bilgisinden, başarısından, çalışmasından başı dönmedi. Her emekçiye, ezilene devrimin gözleriyle yoldaşça bakıp partisinin aklıyla yaklaştı. Bundandır ki komutan Martager savaşçıyken bir komutan, komutanken bir savaşçı gibi yaşadı. Ve savaştı. Ondan öğrenecek o kadar çok şey var ki!

Tek başına bir devrim ordusu, tek başına bir parti temsilcisi gibi mütevazi ve bir o kadar iddialı ve korkusuz yaşadı. Kıskandıracak ve sorgulatacak kadar mütevaziydi. Bundandır ki yoldaşları ona FAKİR-MARTAGER ismini layık ve yakışır gördü.

Adaletsizlik ve zorbalık karşısında cesur durdu. Yumruğunu havada hep sıkılı tuttu. Devrime ve özgürlüğe tutkulu asi bir fırtına gibi yaşadı. Sert yaşadı ve güçlü şehit düştü. Onun yaşamı ve kavgası gerçeğin ve özgürlüğün sembolu oldu.

Yaşamda Nubar yoldaş gibi FAKİR, savaşta Nubar yoldaş gibi MARTAGER olma zamanıdır. Anısına sonsuz saygı ve bağlılıkla…

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu