DünyaGüncelMakaleler

DÜNYA | Lübnan’da Neler oluyor?

Genel olarak kriz süreçlerinde, ülke büyük bir çıkmaza girdiğinde daha ‘kurtarıcı’ olabilecek ve işinde uzman kişiler yönetici kademelere getirilerek ülkenin bu çıkmazdan kurtarılacağı iddia ediliyor. Bu işinin ehli kişiler bu süreçlerde devletler için halkın gözünü boyama, isyanı sönümlendirme aracı olarak kullanılıyor.

Lübnan’da Ekim ayında başlayan sokak isyanlarından kısa bir süre sonra istifa eden Hariri hükümetinin ardından akademisyen Hassan Diyab liderliğinde, 20 bakandan oluşan hükümet kuruldu.

Hizbullah’a yakın olan Hassan Diyab hükümeti Lübnan’ı yaşadığı çalkantılardan kurtaracak bir çözüm olarak görülse de dört ayı aşkın süredir sokaklarda olan halk aynı fikirde olmadığını protestoları ile ortaya koyuyor. Halkın taleplerinden uzak yapılan hamleler halk nezdinde elbette ki olumsuz bir karşılık buluyor.

En son, güven oylamasının gerçekleşeceği günde halk Beyrut’taki meclis binası önünde toplanarak, bakanların geçişlerini engellemeye çalışmış ve kendi aralarında oynadıkları bu oyuna katılmayacaklarını ilan etmişti.

Said Hariri hükümetinin 29 Ekim’de protestolardan kısa bir süre sonra istifa etmesinin üzerinden görece kısa bir zaman geçti (daha önceki seçim sürecinde hükümetin dokuz ayda kurulduğu göz önüne alınırsa) ve yaklaşık 3 ay sonra yeni hükümet kurulmuş oldu.

Bu hükümetin en önemli özelliği belki de Şiiler üzerinde epey etkisi bulunan Hizbullah’a ve siyasi müttefiklerine yakın olması. Sünnileri temsil eden ve Suudi Arabistan’a yakın duran daha önceki hükümet yolsuzlukla, ekonomik kriz ve getirdiği yeni vergilerle halkın ayaklanmasına yol açmıştı.

Bu elbette ki sadece Hariri hükümetinin politikalarının doğurduğu bir sonuç, bir ayaklanma değildi. Lübnan’a baktığımızda siyaset arenasında esas şekilleniş mezhep ve din üzerinden gerçekleşiyor ve diğer taleplerin yanında, halkın temel taleplerinden biri mezhep ve din üzerinden şekillenmenin önüne geçilmesi ama yeni kurulan hükümet eskisinden çok farklı değil.

Hizbullah kanadına yakın, diğer yandan ABD ve AB ile daha sıkı ilişkiler kurma yanlısı bir hükümet. Ancak Hizbullah ve ABD’nin arasının İran meselesinden kaynaklı pekte iyi olmadığını ve ABD’nin Hizbullah’ı siyasi arenada devre dışı bırakmak istediğini biliyoruz. ABD bunu son dönemde İsrail üzerinden ve yaptırım uygulayarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Genel tabloya baktığımızda atılan yeni adımların karmaşıklığını gayet net görebiliyoruz. Bu elbette politikacıların yarattığı bir karmaşa.

Hükümetin kurulma aşamasına bakacak olursak, Diyab liderliğindeki hükümet kurulurken halkın talepleri gözetiliyormuş gibi bir tablo çizilmeye çalışıldı. Halk eski hükümete, ekonomik krize, yoksulluğa, vergilere karşı isyandaydı ancak bu, mevcut siyasi partilerin çürümüşlüğüne karşı da bir isyandı.

Yolsuzluğa bulaşmamış bir hükümet de halkın birincil talepleri arasındaydı ve yeni kurulan hükümet buna göre dizayn edildi.

Üç aylık bir süreçte kurulan hükümet akademisyenlerden, işinde uzman olan ve daha önce siyasete bulaşmamış kişilerden oluşturuldu. Yani teknokratlardan oluşan bir hükümet kuruldu. Hatta bu süreçte Ortadoğu için bir ilk gerçekleşti ve bir kadın, savunma bakanlığı görevine geldi. Hükümette toplamda altı kadın bakan bulunuyor. Eskisine göre daha ‘ilerici’ olarak lanse edilen bu adımlar ise halkın taleplerini karşılayacak düzeyde değil. Halkın en önemli taleplerinden biri de mezheplere göre kota ayrımının kaldırılması ve halkın taleplerinin göz ardı edilmemesiyken, Hassan Diyab aksini söylese de yeni hükümet bu istemlerden çok uzak bir şekilde kurulmuş oldu.

Devlet erki artık çöküşte olan ekonomisini kurtarmak ve dış görüşmeler yapabilmek adına bir hükümete muhtaçtı. Bu ihtiyacı karşılayabilecek olan da teknokratik hükümetti!

İsyanların temel sebeplerine, sokağa çıkan kitlenin genel profiline baktığımız zaman sınıfsal çelişkilerin öne çıkan sebeplerden biri olduğunu görebiliyoruz.

Ancak siyasi otoriteler ve onların ideolojik araçları yoluyla isyanların kapsamı daraltılmaya çalışıldı. Sadece mezhep siyasetinin yönetime hakim olduğu mevcut duruma karşıtlık olarak servis edildi.

Yani yönetenler Mezhep siyasetinin bu kadar hakim olduğu ülkede, isyanları kendi lehlerine sonuçlandırmak adına birçok yola başvurdular. Örnek verecek olursak; Hariri ve Hizbullah yanlıları eylemcilere karşı birleşerek birçok saldırı gerçekleştirdiler.

Medyada bu konuya dair birçok manipülasyon yaratıldı. Ki Hizbullah lideri Nasrallah bizzat kendisi eylemlerin yanlış veya doğruluğuna vurgu yapmaksızın kendi kitlesini sokağa çağırmayacağını söylemiş sonrasında ise zıt kutuplarda yer aldığı(!) Hariri hükümetini desteklemiştir. Aynı zamanda Lübnan halkının antiemperyalizm karşıtlığını kullanarak ‘bunlar Amerika’nın oyunları’ mavalını okuma taktiğini denemiştir. Hatta Suriye’de olduğu gibi bir iç savaş yaşanma olasılığı ile halkın gözü korkutulmaya çalışılmıştır.

Hizbullah’ın ve müttefiklerinin bu ‘çabaları’ sonucunda ve Şii mezhebinden olan halkın üzerindeki etkisi ile beraber sokaklardan çekilme bir nebzede olsa gerçekleşmiş oldu. Şiilerde isyana ve isyancılara karşı bir düşmanlık yaratılmaya ve sınıfsal niteliğin, sömüren-sömürülen çelişkisinin üstü mezhep maskesi ile kapatılmaya çalışıldı.

Aslında sürecin toplamına baktığımızda çok şaşırtıcı sonuçlarla, hamlelerle karşı karşıya kalmıyoruz. Hem yeni hükümetin muhtevası hem de yeni hükümet kurma adımının kendisi için bunu söyleyebiliriz.

Genel olarak kriz süreçlerinde, ülke büyük bir çıkmaza girdiğinde daha ‘kurtarıcı’ olabilecek ve işinde uzman kişiler yönetici kademelere getirilerek ülkenin bu çıkmazdan kurtarılacağı iddia ediliyor. Bu işinin ehli kişiler bu süreçlerde devletler için halkın gözünü boyama, isyanı sönümlendirme aracı olarak kullanılıyor. Diğer yandan geçtiğimiz süreçlerde çok büyük isyanlara sahne olan Sudan’da bu tablonun benzerine şahit olduk. Halkın ayaklanmasından nemalanmak ve bu ayaklanmayı bastırmak adına sözde demokratik bir geçiş hükümeti kurulmuştu ancak halkın talepleri sistem içerisinde eritildi. Bambaşka bir tahayyül ile sokağa çıkan ve çok uzun bir süre sokakları terk etmeyen halkın ufku yönetenlerin eliyle daraltılmaya çalışıldı.

Şu an Lübnan’da yapılmaya çalışılan da bundan farklı değil. Kendi bataklıklarından çıkamadıklarından halkı da kendileriyle birlikte batırmaya çalışıyorlar.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu